Cumartesi, 23 Aralık 2006 14:36
Yeryüzünde herkes bir serüveni yaşıyor. Yeryüzü, insanların üzerinde hep bir şeylerin kovalayıcısı olduğu, daima bir şeylerin serüvenini yaşadığı bir kavga ve mücadele arenası.. Ve insan da kendini bilmeye başladığı andan itibaren bu arenanın gladyatörü. İnsanları daha iyiye götürecek, tekâmül sağlayacak serüvenlerdir bunlar. Yaşadıkça insanı büyüten, yaşamın anlamını hatırlatan ve bireye “insan” olmanın nasılını hissettiren serüvenlerdir. Zaten hayat dediğimiz süreç de bu serüvenlerin yıllar boyunca birbirlerini takip etmesinden oluşur. Ve her insan kendi hayatının anlamını öğretecek hikâyesini arar durar.
Farklı noktalandığı gibi. Üniversite bizlerin hayaline, geleceğimizi kazanacağımız bir yatırım olarak girmemiştir. Hayatta zenginliği, mevki ve makama olan düşkünlüğü hiçbir zaman yaşamımızın merkezine almadığımız gibi.. Hayatımızı yönlendiren bir inancımıza varlığı ve bu inanç doğrultusunda şekillenecek olan yaşamımız..
Bu ilkelerle örülmüş bir hayat.. Bizim idealini kurduğumuz yaşam böyle bir şeydi! Dünyevi güzelliklere hayranlıktan ziyade, kendi ilkelerimiz üzerine kurlu hayatı yaşama idealimiz. Ve üniversite bu ideale giden yolda,hayatı ve yaşamayı öğrenme yolunda bir okul. Hayata, yaşamaya, tebliğe ve mücadeleye giden yolda, ilkeli bir hayat ve her şeye rağmen mücadele anlayışının okutulduğu eğitim yeri..
Dinimizi yaşamanın ve Müslüman kimliğini gerçekleştirmenin idealindeki insanlar için böylesine bir değişimin dönüm noktasında olmak, tarifi imkânsız bir serüvenin başlayış heyecanı yaşamaya değer! Derin ve net bir çizgiyle yöneldiğimiz hayat kim bilir bundan sonra karşımıza neler çıkaracaktır. Ve kim bilir geçen bunca zamandan sonra karşımıza neler çıkardı!
Her şeye rağmen bu ülkede, bu ülkenin ve bu halkın, her şeye rağmen şekilden şekle sokulan bir kimliksizlik buhranının, her şeye rağmen aslına döndürüleceğine ve her şeye rağmen kendi varlığının anlamlı ve değerli olduğuna olan inancın, filizlenen bir aşkın gül açma ya da kuruyup bitişinin belli olacağı vakti yaşayacağız içimizde.. Bizler belki de sırf bu yüzden bile oldukça şanslı sayılmayız.
Bu ülkede insanların hiç öğrenmeden hayatlarını doldurdukları ve ancak bir kısmının da iş işten geçip köprüler yıkıldıktan sonra farkına vardıkları hakikatlere daha hayatın en başında ve bütün açıklığıyla vakıf olma ayrıcalığına sahibiz. Bununla birlikte bir ilahiyat öğrencisi olarak sorumluluğumuz da bir o kadar büyük. Peki kimdir ilahiyatçı, sorumluluğu nedir?
Allah Hakk’tır (Hacc &) Hak, bilgide hakikat, mantıkta doğruluk, estetikte güzel, fiil ve davranışlarda hayır ve iyilik demek olduğundan dolayı, Hakk’ın bilgisine sahip olan ilahiyatçı, sözünde ve fiilinde gerçekçi, doğru, güzel ve iyi olan kimse demektir. O halde, her yönüyle hakikat, doğruluk, güzellikle tanımlanan bu ülküsel anlamdaki ilahiyatçıdan daha değerli kim olabilir? İşte biz ilahiyat fakültesi öğrencisi olarak böyle bir ilahiyatçı olmaya adayız.
Geçmişte zaman zaman rastlandığı gibi günümüzde de değerler ve değer yargıları farklı olabiliyor. Değersizler değer olarak telakki edilebiliyor. Para ve çağa göre seküler söylem ve bu söylemin sahipleri değerli görülebiliyor. Fakat unutmayalım ki altın yere düşmekle pul olmaz. Yeter ki bizim fikrimiz ve zikrimiz olsun. Şunu unutmamak gerekir ki her zaman iyi yetişmiş ilahiyatçılar bol parası olmasa da en değerli kimselerdir. İslam ilahiyatçıları olan bizler efendimizin asıl mirasçılarıyız.
Bu ulvi görevin hakkını ifâ için de şiarımız “sağ elime güneşi, sol elime ayı koysanız da davamdan vazgeçmem” düşüncesi olmalı,üstad M.Akif gibi "Cehennem olsa göğsümüzde söndürürüz,bu yol ki hak yoludur dönme bilmeyiz yürürüz"diyerek gerek bir müslüman,gerek bir ilahiyatçı olarak.islami hareketin gereken yerinde yerimizi almalı ve misyonumuzu taşımalıyız.Her şeyi yapamayacağımızı bilmemiz çok şeyler yapabileceğimiz gerçeğini örtemez. Hem Türkiye’deki gelişmeler, hem de dünyadaki gelişmeler dini bilgiyi, ilahiyat bilgisini çok önemli kılmaktadır.
Şu bir gerçek ki fakülte öğrenciye her şeyi vermez, bilgiye ulaşmada anahtarı verir. Bize düşen çok hızlı bir şekilde anahtarları alarak hem mevcut eğitim öğretim sisteminden kaynaklanan sorunları bilmek, hem de Türkiye ve dünyadaki ilahiyatçıları göz önünde bulundurarak kendimizi
Unutmayalım ki bizim hem Allah, hem de insanlar indinde böyle bir yükümlülüğümüz vardır. Biliyoruz bu uğurda karşılaşacağımız pek çok sorun olacaktır. Ama beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır. Şimdiden bize haz yaşatan güzellikleriyle bizi yoracak sıkıntılarıyla görevimizi omuzlamaya hazırlıklı olalım.
Ne mutlu ilahiyatçı olabilene!
Ferda senin,senin bu teceddüd, bu inkılab..
Her şey senin değil mi ki zaten ey şebab!..
Tevfik Fikret
Ey genç adam!Bu düstur sana emanet olsun:
Ötelerden habersiz nizama lanet olsun!!..
Necip Fazıl
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk olsun işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
AL-İ İMRAN, 3/104
Fatiha YALÇIN
Marmara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
4. Sınıf
| < Önceki |
|---|




