Salı, 07 Nisan 2009 08:51
Hocam Yüksek Lisans ve Doktorayı yurt dışında yaptığınızı biliyoruz. Ülkemiz eğitimine kıyas açısından ve tecrübeleriniz açısından bu eğitimi nasıl değerlendirirsiniz?
Birçok alanda olduğu gibi batı bugün Sosyal bilimler alanında da özellikle metodoloji alanında ileri bir seviyededir. Tarihte bu alanlarda yüzyıllar boyu bizde olan üstünlük bugün batıya geçmiştir.
Ülkemizdeki lisansüstü eğitim sistemi Amerika’dakine benziyor. Yüksek lisansı ele alacak olursak şunu söyleyebiliriz. Lisans derecesinden sonra sınavlar var, eğer yabancıysanız İngilizce sınavında yeterli puan almak zorundasınız, almışsanız bilim sınavını da geçmeniz gerekiyor. Bu sınavlardan başarılı olunca da ilk yılı dersler, diğer yılı da tez olmak üzere yüksek lisans toplam iki yıl alıyor. Doktoraya başlamak için de yine bilim sınavı, mülakat ve bir de bizim burada ALES sınavlarına benzeyen GRE adlı (Temel Matematik, İngilizce ve Genel Kültür sorularından oluşuyor) bir sınavda başarılı olmanız gerekiyor. Ondan sonra da ilk iki yılı dersler, geri kalan 2-3 yıl da tez dönemi olmak üzere doktora süresi toplam 4-5 yıl oluyor.
Üniversitede bizim bölüm 1966 da Mısır’dan giden bir profesör tarafından kurulmuş, şu anda da Amerikan hocalar dahil hemen hemen bütün Ortadoğu ülkelerinden hocalar orada görev yapıyor. Amerika’daki özel üniversitelerin ve devlet üniversitelerinin toplam sayısı 4000 (Dört bin) kadardır. Bunun yanı sıra binlerce de dil okulu ve meslek eğitim kurumu bulunmaktadır. (Kaynak: http://www.dunyaedu.com/uni_bolum_1.php).
Batı üniversitelerini anlatırken kütüphanelerini anlatmamak haksızlık olur. Orada gittiğimizde gördüğümüz manzara şu oldu: Bilgiye ulaşmanın önündeki hemen hemen tüm engelleri kaldırmışlar. Yaşadığım üniversitenin ortamı için söylüyorum.
Kütüphaneleri itibariyle bizim üniversite en büyük ilk üç kütüphane içindeydi. (Kitap sayısı bakımından ilk üç Üniversite: Yale Üniversitesi - Princeton Üniversitesi - Texas Üniversitesi) 1997 tarihinde Texas Üniversite kütüphanesinde toplam 12,5 milyon kitap olduğu yazıyordu. Kayıtlara göre de Ortadoğu çalışmaları (dil, kültür vb.) ve İslami çalışmalara ait de 150 bin civarında kitap mevcuttu. Bir kıyaslama yapmak gerekirse; YÖK’ün 1985 de yayınladığı kataloga göre Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki toplam kitap sayısı 45.000 (kırk beş bin) idi.
Üniversitenin merkez kütüphanesi 24 saat açık tutuluyor. Kütüphane kavramı bizim buradan biraz farklı. Bizim burada kütüphanelerimiz maalesef henüz batıdaki elektronik/online kütüphanecilik seviyesinde değil. Orada kütüphaneler ‘bilgiye ulaşım merkezi’ konumundadır. Uzman kütüphanecilerin çalıştığı kütüphanede açık raf sistemi kullanılıyordu. Yani siz kütüphaneye gittiğinizde aradığınız makale veya kitabı bilgisayar kataloglarından buluyorsunuz ve gidip raftan alıp kullanıyorsunuz, işiniz bittiğinde de masaya bırakıyorsunuz, görevli daha sonra onları toplayıp yerlerine yerleştiriyor. Kütüphane dünya çapında 3600 süreli yayına (dergi kitap) aboneydi. Orada kitap temini veya bir materyale ulaşma konusunda yaşadığım bir örneği vereyim: Tezimle ilgili bir konuyu araştırıyordum. Bir kitap tespit ettim, onu araştırdım ama kayıtlara göre Amerikan kütüphanelerinde mevcut değildi. Bu kitaba ihtiyacım olduğuna dair bir istek formuyla kütüphane görevlilerine bildirdim. Görevliler onu dünyadaki mevcut kütüphaneleri tarayarak araştırmışlar. Sonuçta Kanada’da da olduğunu tespit etmişler, herhangi bir ücret de almadan oradan getirdiler bana. Bu tür dışarıdan getirilen kitapların 15 gün kullanma süresi var, sonunda onu yine kütüphaneye iade ediyorsunuz.
Bir diğer önemli nokta da şu: Öğrenci, doktora yeterlilik sınavını geçince ona kütüphane de bir oda veriyorlar. 24 saat anahtarı elinizde. İstediğiniz zaman girip kullanabiliyorsunuz. Ulaşamayacağınız bir bilgi yok diyebilirim hemen hemen. Bununla ilgili bir anımı da anlatmak isterim son olarak: Doksanlı yıllarda Ankara İlahiyat Fakültesi’nde tefsirden yüksek lisans yaparken, kendisini saygı ile andığım Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu hocamız demişti ki: “Yayınlanan hemen hemen her tefsiri elde ettim, kütüphaneme koydum ama Umman’da hakim İbadiye mezhebinin tefsiri olan Himyanü’z Zad adlı tefsiri (bu mezhep mensupları eserlerinin kendi toplumlarının dışına çıkmasını istemedikleri için) elde edemedim” demişti. Ama ben oradayken o tefsiri kütüphanenin tefsirler bölümünde gördüm ve istifade ettim.
İlahiyat hayatınızla ilgili unutamadığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?
Kişisel anıdan ziyade sanırım 1986 yılında tüm fakülte olarak bir “başörtüsü yasağını protesto” vardı, 39 gün kimse derslere girmedi, bu vesileyle o yıl Ankara İlahiyat tüm ülke çapında gündemdeydi. 39 gün derslere girilmedi. 40. gün yasak kalktı ve tekrar derslere girildi. O günlerle ilgili yazdığım notlar hala mevcuttur.
İlahiyat gençlerine tavsiyeleriniz neler olabilir?
Öğrencilerimizin şunu bilmesi lazım: Eskiden bir diploma alınca bu diploma ile bir iş buluyordu. Bir ekmek kapısı buluyordu. Bugün artık diploma iş için gereken belgelerden bir belge oldu. Dolayısı ile ilahiyat öğrencilerimiz sadece diploma almayı hedeflememeli, kendilerini çok iyi yetiştirmeyi hedeflemeli. Çünkü mezun olduklarında her alan, her iş kolu sınavla alıyor, çünkü rekabet var. Öğretmenlik de, müftülük de, vaizlik de imamlık da, kısacası her mesleğe sınavla alınıyor. Yüksek lisans veya doktora yapmak isteyen öğrencilerimiz için yabancı dil olarak başlıca İngilizce, Arapça, en büyük dil engeli olarak karşılarına çıkacak. Bu da genelde fakülteyi bitirince başlanıp hemen başarılan bir konu olmuyor maalesef. Fakültedeyken hazırlanmak gerekiyor. Onun için özellikle mevcut öğrencilerimize tavsiyemiz lisans dönemindeyken, henüz okul bitmemişken bu alt yapılarını sağlam tutmaları, notlarını yüksek tutarak ileride transkripte bir takım not barajlarına takılmamalarını hatırlatmak isterim.
Öğrencilerimiz genelde zaman darlığından yakınıyor ama meşhur bir söz var: “Her şey için bir engel vardır, ama ilim yapmanın önünde birçok engeller vardır.” İlim öğrenmek söz konusu olunca insanımızın karşısına birçok şey mani olarak, engel olarak çıkıyor. Öğrencilerimiz bu tuzakları bertaraf edip ilim yolunda durmadan gayretlerini devam ettirmeleri gerekiyor. İmam Şafii’nin meşhur bir sözü var: “Herkes zamana suç bulur, zaman darlığından yakınır fakat zaman dile gelse, konuşsa hepimizin yüzünü kızartır, hepimizi utandırır.” Hazreti Ali’nin de bir söz rivayet edilir: “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin”. Bugün çağımız, bilgi ve iletişim çağı. Yani bilgi, bilgisayar, bir takım teknolojik aygıtlar, aletler çağı. Bunları verimli kullanabilen insanlar ilerleyecektir.
“Teknolojinin Gelişmeye Katkısı” nın incelendiği bir araştırmada şu sonuç çıkmıştır: Avrupa’nın bugünkü seviyeye gelmesinde teknolojinin payı %40 tır. Amerika’da bu oran % 60 tır. Bugünkü çağın kendine has bir özelliği vardır, o da şu: Mevcut bilgi ve iletişim imkânlarından yeterince faydalanabilmek için bugün kişinin yabancı dilde kendini iyi yetiştirmesi gerekiyor ki teknolojinin sunduğu bu sınırsız bilgi kaynaklarından yararlanabilsin. İngilizcenin internet için ne de ifade ettiğini göstermek için bir örnek vermek istiyorum: Bugün internette mevcut olan tüm bilgilerin % 80’ini İngilizce yazılan bilgiler oluşturuyor. Geriye kalan tüm dünya dilleri kalan % 20’lik kısmın içinde kalıyor. Bu durumda Türkçe bilgi azlığını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Bilgisayar ve internet bütünleşince de dünyanın en büyük kütüphanesi haline gelmiş oluyor.
Bunu yanında alanımızla ilgili bir takım paket programları elde etmek ve kullanabilmek büyük öneme sahip oluyor. Bu programların en meşhurlarından biri “El-Mektebe eş-Şamile” dir. İhtiva ettiği kitaplar alanlara göre ayrı ayrı tasnif edilmiş haldedir. Tefsir, hadis, kelam, İslam tarihi, edebiyat, dil, dil bilgisi üzerine binlerce kitabı ihtiva eden bir paket programdır. Bugün artık geçmişte olduğu gibi bilgi ezberlemek veya bilgi depolamak revaçta değildir. Bugünün gerçeği şudur: “Neyin nerede bulunabileceğini bilmek ve buna ulaşmayı bilebilmektir”. Bilgiye en hızlı ve doğru ulaşabilen ülkeler ve insanlar en başarılı oluyor bugün. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. Bugün bilgi o kadar çok ki, ortam adeta bir bilgi çöplüğüne döndü. Bilgiye ulaştıktan sonra onu değerlendirip kullanabilmek en önemli maharet haline geldi. Artık bilgiye ulaşmak kadar doğru bilgiyi diğerleri arasından ayıklayabilmek de bir marifet haline gelmiştir. Bugün internette en meşhur arama motorlarından olan Google, aradığınız bir kelimeyi yaklaşık dokuz milyar sayfa içinden süzerek getiriyor ve önünüze koyuyor. Ne yapacaksınız, bu kadar bilgiyi nasıl analiz edip en doğrusu ve faydalısı hangisi nasıl tespit edilecek? Dolayısıyla bilgiye ulaşma metotlarını bileceğiz, o bilgiyi kullanabilme maharetini kazanacağız. Bu konunun önemine binaen “Veri (bilgi) Madenciliği” diye bir terminoloji üretilmiştir. Bu şu demektir: Adeta tonlarca kaya ve toprak içinde bulunan birkaç gram değerli bir madeni ayıklayıp elde etmek gibi, internette bulunan devasa bilgi kaynakları içinde doğru ve faydalı bilgiye ulaşıp onu kullanabilmeyi ifade etmektedir. Dolayısı ile bu konularda kendisini iyi eğitebilenler başarılı olacak.
Son olarak da kişisel gelişim ve karakter konularında bir şeyle eklemek istiyorum. Öğrencilerimiz her şeyden önce ahlak ve karakterlerinden en ufak bir taviz vermemeli çünkü bizler Peygamberlerin varisleriyiz. Bu sorumluluk büyük ve güçlü omuzlar istiyor. Sağlam karakter ve seciyeler istiyor. Bugün eğer sizin ahlakınızda, sözünüzde, davranışlarınızda bir eksiklik görülürse, siz ne kadar ilim sahibi olursanız olun karşınızdaki muhataba etkili olamazsınız. Çünkü insanımız örneklerle yaşamayı istiyor. Sizin sözünüz başka, verdiğiniz bilgi başka ve o konudaki davranışınız da başkaysa insanımızın kafasında “Hocanın sözüne bak, yaptığına bak?” diye bir ikilem oluşur. Bu konuda sizin güvenilirliğiniz azalıyor. Bu konuda ahlak, karakter ve davranışlarımıza her şeyden önce önem vereceğiz. Bilgi birikimimiz olabildiğince sağlam olacak. Mesleğimizin temel kaynaklarını ve kavramlarını mutlaka bilmemiz gerekiyor. Ve içinde bulunduğumuz imkânlar her nasıl olursa olsun bunları en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.
Teşekkür ederiz hocam
Ben teşekkür ederim.
Röportaj: Selime Şahin- Sümeyye Atasal
E-İlahiyat Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Röportaj Ekibi
Harran: Yrd. Doç. Dr. Harun Şahin ile Söyleşi-1 için tıklayınız..| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
Hocamıza ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Güzel, verimli bir röportaj olmuş. Devamını bekleriz inşallah...
Hocamızın roportajının ikinci bölümü de çok verimli olmuş. özellikle yurt dışı konusunda ki deneyim ve bilgilerini bizimle paylaşmış olması bizim açımızdan son derece önemli. hocamıza ve arkadaşlarıma tekrardan teşekkür ediyorum. dua ile..
herkese teşekkürler. roportajın ikinci kısmını çok beğendim. ilk kısmı da güzeldi ama ikinci kısımdaki tavsiyeler (özellikle son kısımdaki) ihtiyaca binaen olmuş... ne hikmetse bu tür tavsiyler dönüp tekrar tekrar kendimizi gözden geçirmemizi sağlıyor.. Allah hocamızdan da, sizlerden de razı olsun.
hocamıza çok teşekkür ederim. hocamız teknolojiye çok vurgu yapmış. çok haklı.
"Öğrencilerimiz her şeyden önce ahlak ve karakterlerinde n en ufak bir taviz vermemeli çünkü bizler Peygamberlerin varisleriyiz." gerçekten çok doğru. özellikle bu cümle beni çok etkiledi. Allah razı olsun hocam.. selime ve sümeyye kardeşlerimden de Allah razı olsun
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için