Pazar, 14 Haziran 2009 15:37
Hocam öncelikle bize kendinizi biraz tanıtır mısınız?
Efendimiz (sav) in hadislerinin yaygınlaştırılması için neler yapabiliriz?
Hadislerin yaygınlaşması tamamen gönül ve inanç işidir. Hadisleri bilen, içselleştiren, onu yaşantısına yansıtan insanların etkin örnek kişiler olması, yanındakilere tesir edecek kişi olması gerekir. Çünkü gönül işi olduğundan, insanlarımızın da görmediği, tatmadığı, müşahede etmediği şeylere inanması zor olduğundan hadis ilmiyle uğraşanların hem konuyu bilmesi hem de bunu yaşantılarına yansıtmaları gerekir. Örnek kişi olmaları gerekiyor. Ve ‘Ben peygamberi seviyorum, ben sünneti yaşayan biriyim’ diyen herkesin sünnet konusunda bilinçli olması lazım. Onu bireysel boyutta, hem aile içinde hem de toplum içerisinde; çevresinde, mahallesinde, kurumunda nebevi ahlaka yakışır bir yaşantı içerisinde olması gerekir. ‘Az amel çok sözden daha hayırlıdır’ formülasyonu içerisinde yaşantımıza, hayat tarzımıza Peygamberimizi (s.a.v) yansıtmamız gerekiyor. Dolayısıyla sünnetin yaygınlaştırılması ve kalıcı olması için önce sünneti bilen insanların, Peygamberimizi (sav) seven, Peygamberimize (sav) inanan tüm Müslümanların inandıklarını yaşamaları, icra etmeleri gerekir. Peygamberimizi (sav) model olarak benimsemek gerekir.
Hadis okurken nelere dikkat etmeliyiz?
Hadis okurken öncelikle her ne kadar vahiy lafzı değilse de sanki ayetlerin peygamberimiz tarafından yaşanmış şekli olduğunu veya ayetlerle ilgili Peygamberin (s.a.v.) yorumu olduğunu, sözlü, fiili ve davranışsal olarak, sükuti olarak, vasfi olarak, ahlaki olarak ilahi mesajın yorumu şeklinde olduğu için bu hadisleri okurken de sanki bir ibadet şuuru ve anlayışı içerisinde hadislere yaklaşmamız gerekiyor. ‘Yaşayıp insanlara aktarıyım’ düşüncesiyle hareket edilmesi lazım. Hadis öğretileri tamamen konsantre meselesidir. Siz bir zaman tüneliyle Resulullah’a gideceksiniz. Oradan Resulullah’ın (s.a.v.) mesajlarını almanız için o atmosfere girmeniz gerekiyor. Bunun için bir ibadet şuuru ile hadislere yaklaşmamız gerekiyor. Besmeleyle abdestli olarak hadisler okunmalı, derslerde mümkünse başka şeylerle uğraşılmamalı, her yönüyle hazır bir halde olunmalıdır. Derse konsantre olmamız gerekir. Değerli bir hocamın çok güzel bir sözü vardı; “sen ilme küllünü vermezsen ilim sana cüzünü vermez. Çünkü ilim çok kıymetli bir cevherdir.”
İlahiyat fakülteleri mensupları hadis araştırmaları ile hadisin ve sünnetin daha iyi anlaşılabilmesi için ne tür faaliyetler ortaya koymuştur ya da koymuş mudur?
İlahiyat fakülteleri denince cumhuriyet dönemini hatırlamak gerekir. Çünkü daha önceleri ilahiyat fakülteleri yoktu. Talat Koçyiğit’ten evvel Tayyib Okiç Bey’in (Allah rahmet eylesin) Ankara Üniversitesi’nde hadis kürsüsünü oluşturmasıyla, Marmara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi’ndeki birçok hocanın da yapmış olduğu çalışmalarla Türkiye’de özellikle son bir asırda İslam dünyasının hiçbir yerinde olmayan bir canlılık yaşandı. Yani Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bu Türkiye’deki hadisçiliğin, hadis bilgisinin neşvünema bulması için temeller atıldı. Bu alanda çok bereketli çalışmalar ortaya çıktı. Bunu, önceleri Tayyib Okiç Bey, Mehmet Sait Hatipoğlu, Talat Koçyiğit, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yaşar Kandemir hocamız, İsmail Lütfi Çakan, biraz mücavir branşta olan Hayrettin Karaman hocam ve birçok hocanın verdiği değerli eserlerle diğer ilimlerle irtibat kuracak şekilde kendi çalışmalarını iyi bir şekilde disipline ettiler. Şimdi ise özellikle hadisle ilgili konu çalışmalarına yönelildi. Mesela özellikle hadis tarihçileri senetle ilgili tahliller, hadislerin kritiğini yapma vb şeklinde bir çok hadisle ilgili literatür çalışmaları verilmiştir. Tüm İslam âlemine karşı Türkiye için sevinilecek ve övünülecek bir durumdur. Bunun daha güzel bir şekilde devamını diliyoruz.
Şarkiyatçıların yapmış oldukları hadis çalışmalarının İslam Dünyasındaki Hadis ve sünnet algısı üzerindeki etkileri nelerdir? İlahiyatçılar şarkiyatçıların çalışmalarındaki muzır unsurları bertaraf edip müsbet yönlerini almayı başarabilmişler midir?
Şarkiyatçılar, müsteşrikler ya da oryantalistler de denilen kimseler, doğu dilleri ve özellikle de İslamiyet sahasında çalışan ama Müslüman olmayan Batılı bilim adamlarını ifade etmektedir. Hemen hemen Batı’da hadisin ehemmiyetinden bahseden, hadisin ilk yazılı vesikalarını araştıran ilk müsteşrik olarak Avusturya’lı A. Sprenger tanınmaktadır. Onun açtığı çığırı, halefi olan I. Goldziher devam ettirmiştir. Onlardan sonra gelen Horovitz, Theodor Nöldeke, Lammens, Weinsick, L. Caetani, J. Schact, en yenisi Hollandalı G.H.A. Juynboll ve benzerleri. Bu zevat, çalışmalarını başta ve başlangıçta Kur’an ilimleri olmak üzere daha sonra Hadis ve İslam Tarihi üzerine teksif etmişlerdir.
Hadisin ve İslami rivayetlerin muhtelif meseleleri en geniş biçimde ve bir bütün halinde Sprenger’in halefi durumunda olan I. Goldziher tarafından ele alınmış; onun bu çalışmaları Muhammedanische Studien (Muhammedi-İslami Araştırmalar) adı altında, 1890’da iki cilt halinde yayınlanmıştır. En yeni ve çağdaş prolific (verimli) müellif Juynboll hariç, genelde hadisleri sadece metin üzerinden değerlendiren, hadislerdeki senet hassasiyeti ve inceliğini göz ardı eden Şarkiyatçılar çalışmalarında, İslam’ın iki temel kaynağından birisini teşkil eden yazılı hadis külliyatının İslam için fazla bir kıymet ifade etmeyeceği ve bunların itimada şayan bir kaynak olamayacağı kanaatini işlemek suretiyle hadislerin başlangıçta Kur’an gibi yazılı bir kaynağa dayanmadığı konusunu benimsediklerini ifade etmişlerdir. Kısaca daha önceki Şarkiyatçılar, hadisler başlangıç itibari ile ve hatta hadisçilerin tasnif dönemi olarak kabul ettikleri üçüncü asrın yarısına kadar hadislerin şifahi olduğunu, tamamen hafızaya ve söze dayandığını, bu sözlü aktarımlarla nesilden nesile hatalar yüklenen şaibeli metinler olduğunu, hadisler diye yazılmış olan ilk yazılı metinlerin bizzat Hz. Peygamber’in söz ve uygulaması olmadığını, gelişen İslam toplumunun ihtiyacına binaen uzmanları tarafından sonradan dizelenmiş ve Peygamber’e isnat edilmiş sözler olduğunu iddia etmektedirler.
Bizler, ilmin evrenselliğini, nerede ve kimde olursa olsun ilmin ve hikmetin alınması gerektiği anlayışıyla, bilimsel özgürlük perspektifiyle, şunu bilmemiz gerekir: Elbette farklı din ve kültüre mensup bir bilim adamından, meselelere tamamen bizim din ve kültürümüze uygun bir şekilde yaklaşması beklenemez. Bu gerçekleşmesi oldukça zor bir beklenti. Karşı tarafın daha şüpheci ve sorgulayıcı bir yaklaşım içinde olmasının doğal olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Ancak anlama ve değerlendirme noktasında karşı dinden olanın da, Müslüman bir bilim adamının anladığı gibi anlaması mümkün olsa da zor olsa gerek. İşte bu zorluğa binaen şarkiyatçıların konulara yaklaşımda objektif olamayacaklarını kabul etmemiz gerekir. Aslında onların daha özgür düşünceye dayalı olarak düşündürme ve sorgulama açısından bir Müslüman bilim adamının bazı ön kabulleri ve tabulara dokunmama psikolojisi içerisinde göremediği bazı hususlara değindiğini de, daha bilimsel sorular ortaya çıkardığını da belirtmek yerinde olur. Kısaca bilimde bağnazlık olmamalı, karşılıklı olarak bilimsel bağnazlığa yer verilmemeli. Bunun yerine bilimde evrenselliğin olduğunu, ancak gerek psikolojik ve gerekse sosyo-psikolojik açıdan ön yargıların kırılmayacağını ve hatta kırılmayacağını kabul ederek, özellikle bu dönemlerde bilimsel bağnazlık kırılmaya çalışılmalıdır.
Peygamber efendimiz(SAV)’in sizi en çok etkileyen hadisi hangisidir?
Peygamberimizin (s.a.v.) beni en çok etkileyen hadisi, empati yaparak yaşamayı öneren şu hadisidir:
“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.”
Teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim.
Röportaj: Tuba Atasal- Selime Şahin
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




