Çarşamba, 15 Temmuz 2009 17:25
Memleket meselesi olan eğitim meselemiz, ilkokuldan üniversiteye kadar sıkıntılı bir mahiyet arz ediyor. Yükseköğretimin sorunları ve bu sorunlara bulunacak çözümler, en yetkili kişi tarafından, YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan tarafından teker teker bu röportajda ortaya konuyor. İstifade etmeniz temennisi ile…
-Herkes YÖK’ten şikâyetçi ama kimse değiştirme yoluna gitmedi. Siz YÖK sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? YÖK değişecek mi?
YÖK 1980’li yılların başında ortaya çıkan, döneminin siyasi özelliklerini yansıtan bir kurum. Dolayısıyla baskıcı, kontrol altına alıcı karakteri olan bir kuruluş. Her iktidar, gücünden dolayı YÖK’e sahip çıkmak ister. YÖK’ün çok siyasi bir tarafı var. Şimdi YÖK bundan kurtulabilir mi veya iktidarların iştahını kabartmayan bir özellik kazanabilir mi? Şöyle olabilir belki: Eğer YÖK sadece yükseköğrenimin planlanması ile ilgili politikaların yapılacağı yer hâline getirilirse o zaman iktidarlar YÖK’le bu kadar içli dışlı olmak istemezler. Bunun yapılabilmesi de 2547 sayılı kanunun değiştirilmesine bağlı. Bu değiştirilirse YÖK gerçekten yapmak istediklerini yapan bir kuruluş hâline gelir.
-Sizin bu konuda çabanız olacak mı?
Biz geleli neredeyse 20 ay oldu. 20 aydan beri nokta atışı yapıyoruz. Nerede bir tıkanıklık varsa onun üzerine gidip o noktada değişiklik yaptık veya yapmak istiyoruz. Şimdiye kadar yaptıklarımıza bakarsanız çok acil değişiklikleri görürsünüz. Emeklilik yaşının 65’ten 72’ye çıkması, araştırma görevlilerinin akademiye kabulleri ile ilgili süreçlerin değiştirilmesi, tam gün yasası, döner sermaye yasası gibi.
-Niçin toptan değiştirmiyorsunuz?
Ne zaman toptan değişikliğe gidilmek istense, ülkede mutabakat sağlanmıyor ve çatışma çıkıyor. Bir müddet daha bekleyip mutabakatın olgunlaşmasını sağlamak ve ondan sonra bütünüyle ilgili değişiklikleri gündeme getirmek daha doğru olur.
-YÖK’ün denetleme mekanizması zayıf. 137 üniversiteyi 7-8 elemanla denetliyor. Üniversite ve rektörler hakkında çok sayıda şikâyet var. Ancak Sayıştay’ın tespit ettiği hususları bile, 18 kez şikâyete rağmen, bulamayan bir mekanizma. Bir sistem değişikliği gündemde mi?
Evet, düşünüyoruz. Bu konuda iki yaklaşım üzerinde duruyoruz. Biri, denetleme kurulunu tamamen ortadan kaldırarak bu işi devlette kim yapıyorsa ona havale etmek. Diğeri de artan üniversite yapısına uygun şekilde üyelerinin sayısını artırarak denetlemeyi işler hâle getirmek. Maalesef denetleme kurulu bugüne kadar artan üniversite yapısına göre büyümedi ve etkili denetim yapamadı. YÖK’ün yumuşak karnı hâlâ denetleme kurulu.
-Somut bir adım var mı?
Var. Kuruluş kanunu üzerinde çalışıyoruz. Bu çerçevede denetleme kurulu üye sayısını 25’e çıkarmak için bir kanun taslağı hazırladık. Meclis’ten geçer ve kanunlaşırsa o zaman üye sayımız artmış olacak. Biz bu değişiklikle aynı zamanda idari ve mali denetimi devletin diğer organlarına verip sadece akademik denetim mekanizması oluşturmak istiyoruz. 
-Göreve başlarken ‘Özgürlüklerin önündeki engeli kaldıracağım!’ dediniz. Hep başörtüsü tartışılıyor, oysa akademisyenlerin ifade özgürlükleri bile kısıtlı. Rektör hakkında konuştuğu ya da demeç verdiği için üniversiteden atılanlar biliyoruz. Kastettiğiniz özgürlük neydi?
Üniversite dediğiniz yer bence bütün fikirlerin en açık şekilde tartışıldığı yer olmalıdır. Bizim üniversitelerde belli bir ölçüye kadar oluyor. Maalesef özellikle rektörlük seçimlerinden başlayarak -ki bu ana nedendir- üniversitede içten çatışmalar ortaya çıkıyor. Bu çatışmalar üniversiteyi üçe-beşe bölüyor. Her seçimde bölünerek gidiyor ve üniversiteler birbirleriyle konuşan değil, konuşmayan insanların çoğunlukta olduğu bir yer hâline geliyor. Şu an bu sebeple çok az üniversitede huzur var. Rektörlük seçimleri ile başlayan çatışmalar devam ediyor. Bir defa üniversite içeriden çatırdamaya başladığı zaman artık o yarıklar giderek büyüyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın yeni seçilen pek çok rektörümüz, seçimlerde kendine karşı çıkan başka bir hocayı kucaklayamıyor. Çatışmalar sürüyor ve üniversite süratle dağılıyor.
-Özgürlüklerle bunun ne ilgisi olabilir?
Çok alakası var. Şimdi ben sizinle çatışırsam, sizin söylediğiniz her şey bana batar ve ben sizi konuşturmamaya çalışırım.
-Üniversitede jurnal dönemi başlıyor yani.
Jurnal dönemi değil de, insanların birbiriyle çatıştığı bir durum diyelim. Jurnallemiyor da her durumu şikâyet ediyor. Şikâyetlerle başlayan süreç derin izler bırakıyor. Sonra da huzurlu ve özgür bir üniversiteden bahsetmek mümkün olmuyor. Bırakın konuşmamayı, sonra birbirlerinin haklarını kısıtlamaya başlıyorlar. Üniversite kampüsünde bulundurmuyor, başka bir yere tayin ediyor. Sürgün gönderiyor. Böyle bir ortamda özgürlükten bahsetmek mümkün değil.
-Bu durum rektöre tanınan olağanüstü yetkilerden kaynaklanıyor...
Valla, hem rektörlerin hem de YÖK Başkanı’nın yetkilerini budamak lazım. Rektörler kadar YÖK Başkanı da müthiş güce sahip. Bu gücü budamak lazım.
-Bunun için düşündüğünüz bir sistem var mı?
Var, ama ne kadar zamanda yapılır bilmiyorum. 2547’nin 13. maddesini değiştirerek seçim yerine üniversitede mütevelli heyeti kurarak bu heyetin rektör seçmesini sağlamak gibi. Veya başka heyetler kurulabilir. Mesela üniversitenin bulunduğu şehirde o şehrin ticaret, sanayi ve endüstride öne çıkmış isimlerinin mütevelli heyetinde olduğu bir sistem.
-Olgunlaşan bir süreç var mı bu konuda?
Yok, ama alternatifleri şu an topladık. Uygun bir zaman ve fırsat bulduğumuzda böyle bir tasarıyı önereceğiz.
-Üniversite ve hocaların performansından memnun musunuz? Bilimsel makale üretimi, atıf sayıları, buluş, patent, üretkenlik vs…
Makale sayısını baz alırsanız performanstan memnunum. Burada geçen yıl 19. sıradan 18. sıraya yükseldik. Bu rakam ekonomik göstergelerle örtüşüyor. Ekonominiz ne kadar iyiyse bilimsel üretkenliğiniz de o kadar artıyor. Ama sadece makale sayısı performans ölçümü için yeterli değildir. Daha başka şeylere de bakmak lazım. Bence patent meselesi daha önemli. Üniversiteler ne kadar patent alıyor, daha önemlisi alınan patentin ne kadarı teknolojiye dönüşüyor? Fikri alıp teknolojiye dönüştürmek de para isteyen bir iş. Bu konuda Türkiye’de çok az şirket var. Onun için biz buradaki hocaların buluşlarını belki başka ülkelere satmak durumundayız. Bu gerekçelerle üniversitelerde teknoloji transferi ofisleri kurmaya çalışıyoruz. Hocalarımızın teknolojiye dönüşecek çok güzel patentleri olabilir ama yetmez, dünyaya pazarlamamız gerekiyor.
-Ne zaman kurmayı düşünüyorsunuz?
Yakında. Şu sıra diğer ülkelerdeki kanunları inceliyor ve materyal hazırlıyoruz.
-Bu teknoloji transfer ofisleri nasıl çalışacak?
Her üniversitede bir ofis olacak. Görevliler hocaları ziyaret edip hangisinde ne tip buluş veya teknolojiye dönüştürülebilecek fikir var arayacak. İyi bir şey bulduklarında ona kendileri patent alacak ve sonra o buluşu yurt dışına pazarlayacaklar. Şimdiden ABD’de bu işi yapmak için bize müracaat eden şirketler var.
-Birçok yeni üniversite kuruldu. Hâlâ kadrolu profesör bile bulamıyorlar.
Evet, sıkıntılar olduğu doğru, ama hiç başlamadan sonradan çok iyi olacak bir üniversiteyi oluşturmak mümkün değil. Şimdi emekliyorlar ama bir müddet sonra ayağa kalkıp koşacak bu okullar. Bir zamanlar Hacettepe, Ankara, İstanbul üniversiteleri nasıl bir üniversiteydi?
-‘Tabela üniversitesi’ eleştirileri var…
Kesinlikle tabela üniversitesi değiller. Bir defa her ilde üniversite açmanın çok büyük önemi var. Çünkü bir ilde bir üniversite açtığınızda oraya 3-5 bin öğrenci gidecek. Bu öğrenci bulunduğu yerin sosyal ve ekonomik hayatına müthiş katkıda bulunuyor. Hiçbir şey yapmasalar bile günlük harcadıkları parayla ilin yaşamasına katkıları var. Sinema, tiyatro gibi kültürel yaşama katkıları olur. Hoca sıkıntısı olduğu doğru ama yetiştirmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Bakanlık olsun, biz olalım her yıl yurt dışına doktora için öğrenci gönderiyoruz. Ayrıca bürokrasideki akademisyenleri toplamaya çalışıyoruz.
-Bürokrat hocaları nasıl değerlendireceksiniz?
Bürokraside görevli akademisyenlerin sayısını tespit ettik. 478 kişi çıktı. Mesela, Kültür Bakanlığı’nda bir akademisyenimiz bakanımızın danışmanı olmuş. Biz böyle isimleri tespit ettik. Onlara rica edeceğiz, hem orada çalışsın hem de üniversitede ders versin.
-Yeni üniversiteler bu yıl öğrencilerini köklü üniversitelerde okutacakmış. Bu doğru mu?
Bazı bölümler için yapıyoruz. Tıp, hukuk, dişçilik, eczacılık gibi bölümler için yapacağız. Yeni kurulmuş üniversitenin tam altyapısı olmadığı için. Mesela, tıp öğrencileri iki yıl teorik dersler okuyor. Yeni açılmış bir tıp fakültesinin öğrencilerini Ankara Tıp’a gönderebileceğiz.
-Üniversiteye girişteki sınav sistemi çok tartışılıyor. Seneye sistemin değişeceği biliniyor ama net bir tarih ve sonuç açıklamadınız...
Bu ayın sonuna kadar bu işler bitecek. ÖSYM ile konuştuk, sağlıklı şekilde gitmesi için bütün isteklerimizi ay sonuna kadar bildireceğiz. Genel hatları ile sınav sistemi zaten biliniyor. İki aşamalı olacak, iki oturumda yapılacak. Konu testleri verilecek. Birinci aşamada genel bilgi ve genel kabiliyet testi olacak. Belki bu birinci aşama sınavını ortaöğretim başarı puanı yerine de kullanabiliriz. Çünkü burada lisenin bütün derslerinden öğrenciler sorgulanacak. Şimdi üniversitelerden alanlarla ilgili isteklerini bildirmelerini istedik. Hangi alanlardan öğrenci almak istersiniz, dedik. Üniversitelerden gelen cevaplar kategorize ediliyor. Ayrıca birinci ve ikinci aşama sınavların ağırlığının ne olacağı üzerinde çalışıyoruz.
-Genel kanaat ne?
Çok belli değil. Ben bu konuyla ilgilenmiyorum. Komisyon üzerinde çalışıyor. Ama üniversiteler ne söylediyse biz onu dikkate alacağız.
-Düşündüğünüz alternatif var mı?
Birinci aşamanın yüzde 30 veya 40’ı, ikincinin yüzde 60-70’i etkili olacak gibi.
-Katsayı meselesi ve alan sınırlaması ortadan kalkacak değil mi?
Evet. Ne katsayı, ne alan sınırlaması olacak. Üniversitelerimiz uluslararası Bologna sürecine girdi. Bu tür şeylerin olmaması gerekiyor artık. Bütün ülkelerde insanların gideceği alanlar testlerdeki başarılarına göre yapılıyor.
-Meslek liselerinin mağduriyeti bitiyor yani?
Evet, artık öyle bir sorun olmayacak. Üstelik meslek yüksekokullarına bundan sonra sınavla öğrenci alacağız. Böylece meslek okullarının prestiji artmış olacak.
-Üniversitelerde dil öğretimi ile ilgili sıkıntılar var. Bu konuları nasıl aşmayı planlıyorsunuz?
Büyük sıkıntılar var. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılamayan veya başarısız olunan bir konu varsa bu da dil öğretimidir. Türkiye’de yabancı dil bilen kişi sayısı gerçekten çok az. Son zamanlarda Suudi Arabistan’a gittim. Her gittiğimiz üniversitede neredeyse bütün öğretim üyeleri mükemmel İngilizce konuşuyordu. Ben şimdi merak ediyorum. Bizim üniversitelerimizde kaç hoca kalkıp kendi bölümünü bir yabancı dille anlatabilir?
-Yabancı dille anlatması mı gerekir?
Valla iyi olur. Eğer bizim dünyada adımızın sanımızın geçmesini istiyorsak, adam yerine konmak istiyorsak herhâlde bilim yapacak kadar dil bilmemiz gerekiyor. Dil bilmeden nasıl yapacağız? Mesela, bir psikoloji çalışıyorsunuz. İngilizce, Fransızca veya Almanca bilmeden nasıl yaparsınız ki? Literatürün büyük kısmı onlara ait. Bizim kendi yarattığımız bir literatür yok, nasıl yapacaksınız? Literatür üretmek de zaman alacak herhâlde.
-Dil öğretiminde neden başarısız oluyoruz?
Türkiye’de dil kullanılmıyor. Derhal bizim çocukluktan başlayarak dil öğretimi programı sunmamız, uzaktan eğitimi devreye sokmamız gerekiyor. Uzaktan yabancı dil öğretimi yapan firmaylarla konuştuk. 2-3 bin saatlik bir programı satın almayı, beğenmezsek yeniden yazdırmayı düşünüyoruz. Bu programı dörde bölüp 1. sınıftan itibaren uygulamak istiyoruz.
-Türkiye’de zaten gramer öğretiliyor, pratik nasıl olacak?
Bu program mix olacak. Hoca ile karşı karşıya konuşuyor gibi olan bölümler veya kayıt altına alınıp sürekli dinlenebilen bölümler olacak. Bir de yaz tatillerinde dilin tabii olarak konuşulduğu yerlere gönderme veya oralardan birilerini getirme gibi programlar olacak.
-Dilden konu açılmışken… Üniversitelerarası Yabancı Dil Sınavı’nda Bulgarca bile yabancı dil kabul edilirken, tarihî birikimlerimizin olduğu Arapça veya Farsça kabul edilmiyor…
Şimdi ediliyor.
-Ne zaman değişti?
Yeni değiştirdik. Geçen hafta. Bundan sonra Arapça, Farsça, Japonca, Çince, Hintçe… Bilim dalı olarak hangi dilde çalışmak istiyorsanız o dili kabul ediyoruz.
-Bilgiye erişimin kolaylaşması ile üniversitelerdeki bilimsel hırsızlıklar son zamanlarda daha da çoğaldı. Bu konuda elinizde bir veri var mı?
Giderek artış olduğu doğru. Bunun sebebi biraz önce sorduğunuz huzurla da alakalı. Üniversitede huzur olmaz, insanlar birbirleri ile kavga ederse sonunda birbiri hakkında intihal suçlamaları başlıyor. İntihalin arttığından emin değilim. Bence artan üniversitedeki huzursuzluk.
-En son Arabistan ve Ortadoğu turuna çıktınız. Bu bölge için bir projeniz mi var?
Evet, biraz Ortadoğu ülkelerine açılmak istiyoruz. Bu ülkelerde onların ‘serbest eğitim bölgesi’ dedikleri bölgeler var. Bu bölgeleri gördük. Ayrıca bizim yükseköğretimimizi dışarıya açmak istiyoruz. Buradan talebe almak istiyoruz. Bizim mevzuatımızdaki Yabancı Öğrenci Sınavı (YÖS) ile öğrenci gelmesi çok zor. Dünyadaki diğer üniversiteler nasıl öğrenci alıyorsa aynı yolu takip etmeliyiz. Kendimize yeni yollar icat etmeye gerek yok. Bu seyahatlerimizde, ÖSS’ye benzer sınavlar kullanılıyor mu, kullanılıyorsa iyi üniversiteler bu sınavlarda kaç puan alan öğrenciyi alıyor gibi konuları sorguladık. Mesela, Arabistan’da Kudurati denilen bir sınav var ve iyi üniversiteler (King Suud ve King Abdulaziz) 70 ve yukarı alan öğrencileri topluyor. Bizim için de bu iyi bir ölçüdür. Suudi Arabistan’ın yaptığı bu imtihanın sonuçlarını kullanarak burada da öğrenci kabul edebiliriz. Hangi ülkede varsa böyle sınavlar bunu kullanabiliriz.
-YÖS’ü kaldırıp Ortadoğu’dan öğrenci çekmek mi istiyorsunuz?
Evet, kesinlikle sistemimizi açmak ve nerede olduğumuzu görmek istiyoruz. Rekabet edebilirliğimizi sınamak istiyoruz.
-Hedef ne kadar öğrenci?
Sayısal hedef yok, yolu açmak istiyoruz.
-Ortadoğu’da Türk üniversitesi kurulacak mı?
Arap ülkelerinde hem kampüs kurarak üniversite açmak istiyoruz, hem oradan öğrenci almaya çalışıyoruz. Bir de bilgi köyü modelini belki İstanbul’da kurabiliriz.
-İstanbul’da üniversite şehri mi açacaksınız?
Şehir değil de, üzerinde büyük binalar bulunan büyük bir alan düşünün… Her bir katı yurt dışındaki üniversitelere kiraya vereceğiz. Burası serbest bölge olacak, vergi olmayacak. Yurt dışındaki üniversiteler rahatlıkla buraya gelip fonksiyonlarını icra edecek. Dubai’de böyle yerler var.
-ABD ve Avrupa’nın Harvard, Oxford gibi ünlü üniversiteleri de gelecek mi?
Gelecek ve burada faaliyet gösterecekler. Bu bizim üniversitelerimizin kalitesini artıracak, renk getirecek. Öğrencilerimiz iyi bir eğitime sahip olacak. Ücretleri de mesela kendi ülkelerinde 18-20 bin dolarken burada düşmüş olacak. Öğrenciyi ABD’ye yollasak herhâlde iki misli para gider.
-Arabistan’da üniversite açılacak mı?
Görüşmelerimiz sırasında yanımızda ODTÜ vardı. Bilgi köyleri diye nitelendirebileceğimiz yerlere ODTÜ en azından işletme gibi birkaç bölüm açabilir. Üniversite kendi içinde bunu tartışacak.
-KKTC’deki ODTÜ ve İTÜ’nün kampüsleri kapanacak diye bir söylenti vardı…
Hiç öyle bir şey yok. Aksine diğer üniversitelerimizin oraya fakülte kurmalarını istiyoruz. Oradan da talep var. Mesela, Ankara Üniversitesi’nin Veterinerlik Fakültesi’ni istiyorlar.
-Vakıf üniversiteleri de KKTC’ye gidebilir mi?
Kıbrıs’a değil de, Türkiye içinde diğer şehirlerde şube açmalarına olumlu bakıyoruz. İstanbul gibi şehirlerde kalabalık olacağına Anadolu’da şube açabilsinler.
-Müracaat eden var mı?
Henüz yok ama bazı üniversitelerin hazırlık yaptığını duydum. Gelirlerse olumlu cevap veririz. Bu uygulama bölgeler arası eşitliği de beraberinde getirir.
-Bölgeler arası eşitsizliğe çözüm için uzaktan eğitimi yaygınlaştırma düşüncesi vardı galiba.
Evet, mesela Ankara Üniversitesi İşletme Bölümü’nün derslerini Harran Üniversitesi’nde anında öğrencilerin görmesini istiyoruz. Şırnak, Hakkâri, Tunceli gibi bazı yerlerde öğretim üyesi bulmakta zorlanabiliriz. Fazla maaş da versek bazı insanları oralara gitmeye ikna etmek zor oluyor. Bunun yerine uzaktan eğitimi kullanabilirsek oralardaki öğrencilerimize büyük üniversitelerimizdeki gibi kaliteli eğitim sunabiliriz. Uzaktan eğitimle yapılan program sayısını artırmak istiyoruz. İlk defa geçen yıl Sakarya Üniversitesi’ne 3 lisans programı için izin verdik, bunun yanında daha önce birçok üniversitemiz zaten ön lisans ve yüksek lisans programlarını uzaktan eğitim yoluyla veriyordu.
-Malum, Türkiye’de özel üniversite yok, vakıf üniversitesi var? Özel üniversite açılmasına izin verecek misiniz?
Bugünlerde bu konuyu da tartışıyoruz. Özel üniversite açılması gerektiğine inanıyoruz. Anayasa değişikliği gerekiyor, siyasi ortam uygun olursa böyle bir değişikliği Meclis’ten isteyebiliriz. Zaten vakıf üniversitelerimiz her ne kadar kâr amacı gütmeyen kurumlar gibi görünse de özel üniversite gibi çalışır hâle geldi.
-Öğretim üyeleri maaş yönünden sıkıntıda. YÖK’ün yasal olarak iyileştirme yapması mümkün değil; ama maaşların iyileştirilmesine öncülük edecek mi?
Evet, doğru. Bazı meslek grupları ile öğretim üyeleri arasında makas epey açıldı. Bu meseleyi çözmek için başarıya dayalı ödüllendirme sistemi getirmek istiyoruz. Üniversitede daha çok üreten ve daha çok verimli olan öğretim üyelerimize neredeyse maaşına yakın para ödemek istiyoruz.
-Bunu nasıl yapacaksınız?
Önce akademisyenlerin yaptığı bütün işleri bir sıralayacağız. Bunlar ölçülebilir ve genelde kimsenin itiraz etmeyeceği, katıldığı kongreler, yazdığı makaleler, öğrencilere yaptığı tez danışmanlığı, yürüttüğü tezler gibi konular olacak. Bunların hepsine bir puan vereceğiz ve puanları toplayıp bir katsayı ile çarpıp kaç lira çıkıyorsa bu parayı ertesi yıl taksitlendirerek her ay öğretim üyesine vermeyi düşünüyoruz.
-Bu parayı kim verecek?
Devlet. Biz her yıl hazırlanan üniversite bütçesine bunu koyacağız.
-Son olarak, nasıl bir üniversite hayal ediyorsunuz?
Zaman zaman yurt dışındaki üniversitelere gidiyorum, çok etkileniyorum. Türkiye'de de üretimi dünya çapında olan, kendi ayakları üzerinde durabilen, hiçbir zaman devletten gelecek paraya bakmayan, tamamıyla kendi işine kendi karar veren, özerk bir üniversite hayal ediyorum. Bunu da yapacağız inşallah.
-O zaman YÖK’ün yetkilerini azaltmayı mı düşünüyorsunuz?
Evet, bürokrasiyi azaltacağız. YÖK'te o kadar inanılmaz şeyler var ki mesela bir rektör tatile gidiyor veya yurtdışına çıkacak, benden izin istiyor. Bu nedir yani! Benden izin almasına gerek yok ki. Tabii insanların bilmediği bir şey var. Bütün bunlar kanundan kaynaklanıyor. Ben üniversitelerin YÖK'le hiçbir bağlantısının olmasını istemiyorum. YÖK de kaldırılsın. Mesela, Amerika'da YÖK mü var? Yok; ama burada üniversiteler almış başını gidiyor.
Tuncer Çetinkaya
Not: Bu röportaj, Aksiyon Dergisi’nin 13-07-2009 tarihli sayısında yayımlanmıştır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
Efendim Karşıyım Çok Karşıyım Açılmasın Her ile Üniversite Falan.. Huzurlu ve Namuslu Kalsın Anadolu. (Çok Uzun Hikaye Kavga Etmek İstemem Kimseyle)
Ve Bir şey Daha..
Arapça Ne Derece Kabul Ediliyor Bilgisi Olan Var mı..
Mesela Üds’de..
Yüksek Lisans İçin Başvurularda Geçerli Olacak mı..
?
Vesselam.
Kesinlikle Haksız Değil..
YÖk İçin Seçilen Başkan İsabetli Veya Değil ama Ak Parti’den Beklenilen Bu Değildi.
Yök Yok Edilmesi Gereken Bir Kurumdu ve Bunu Beklemiştik.. Artık Gerçekten Geç.. Yeni Seçim Vaatlerinden Biri Acaba Bu Defa Yök’ü Kaldıracağız Bu Defa Ansayasayı Yenileyeceğiz mi Olacak..
Olsun Bakalım..
Görüşlerime Altan Ailesinden Referans Getirmek İstemezdim ama Ak Partinin Yaptıklarını Sanırım Şu Günlerde İyi Analiz Edebilen Kişilerden Birisi Mehmet Altan.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için