Röportajlar

selcuk_logo1. Sayın Hocam, İlâhiyâtçılık serüveniniz nasıl başladı? Bu yola nasıl girdiniz? Bu gemiye nasıl bindiniz?
Evet!.. Benim ilâhiyatçılığım tamamen kısmetle, kader-kaza ile ilgili ve Cenâb-ı Hakk’ın bir lütfu.İlkokuldan sonra, o yıllarda küçük bir memuriyet ifâ eden merhum babamın isteğiyle “Öğretmen Okulları” sınavına girdim ve kazandım. Rahmetli babam meslek garantili ve biran önce hayata atılacak bir okul tercih etmişti.

O zamanlar bu okullarda ilkokuldan sonra 7 yıl okuyunca ilkokul öğretmeni olarak mezun olunuyordu.Ancak bizim 3. sınıfa geçtiğimiz yıl (1975 yılı olmalı) yapılan bir değişiklikle bizim 6 yılda mezun olmamız ve Öğretmen Lisesi mezunu sayılmamız kararlaştırıldı. İlkokul öğretmeni olabilmemiz için iki yıl üniversite sınavlarında belli bir taban puan almak kaydıyla “Eğitim Enstitüleri”nde okumamız gerekiyordu. 1978 yılında Kastamonu Göl Öğretmen lisesinden mezun oldum.


gokmenoglu.jpg Hatırladıkça içimin ürperdiği, can güvenliğimden endişe ettiğim bir ortamda, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde üniversite sınavına girdim. Bu endişemin sebebi, tüm ülkede günde ortalama 5-10 kişinin öldürüldüğü anarşi ve terör sürmekle beraber, sınava girdiğim okulun, “sol” görüşün hakimiyetinde olması sebebiyle idi. Sınavdan bir gün önce sınav salonunu görmeye gittiğimde bile, daha kampus içine adım atar atmaz, solun tüm fraksiyonlarının bir kucak bildirilerini almak zorunda kalmıştım. Aynı manzara sınav günüde devam etmişti. Çok büyük bir psikolojik baskı altında girdiğim bu hayatî sınavdan can korkusuyla yaklaşık “bir saat “ erken çıkmıştım. Lisede çok başarılı bir öğrenci olmama rağmen kafamı toparlayamıyor, özellikle matematik sorularında çözüm için konsantre olamıyordum.

Sınav sonuç belgesinde; “merkezi sistemle bir eğitim kurumuna yerleştirilemedi” yazıyordu. Yani sınav öncesi yaptığımız tercihlerden hiçbirini tutturamamıştık. O şartlara rağmen epey bir puanım vardı. Ön kayıtla öğrenci alan fakülte, akademi ve yüksek okulları takip etmeye başladım. Konya da dahil birçok ildeki okullara ön kayıt yaptırdım.

Bunlardan biri de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi idi. Kesin kayıt hakkı kazandığım belli olunca bu serüven başlamış oldu. Arapça “Elif Be” yi bile bilmeden yaklaşık bir ay da gecikmiş olarak genellikle İmam Hatipli arkadaşların bulunduğu bir sınıfa iltihak eden bir öğrencinin sıkıntılarını takdirlerinize bırakıyorum. İlk iki ay Arapça derslerinde adeta “tat” olmuştum. Ama azim ve karar, hamdolsun her şeyin üstesinden geldi. Ben İlâhiyât 4. sınıfta iken, 5. sınıftaki ağabeyler bizim eve Arapça çalışmaya gelirlerdi.

Burada yeri gelmişken, bana bu çalışma azmini veren, öğrencilikte ev arkadaşım çok sevgili mükemmel insan Erciyes İlâhiyât İslâm Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. H.Yunus APAYDIN’a minnet ve sevgilerimi sunuyorum.

Serüvenimizin başlaması ve gemiye binişimiz böyle oldu.

2. Neden bu branşı yani “fıkh”ı seçtiniz?

İlâhiyât öğrenciliğimiz sırasında işin aslı akademik hayata girme gibi bir iddiam olmamıştı. Bu işin kısmet işi olduğunu ve bizden daha layık arkadaşların bu kadroları dolduracağını düşünüyorduk. Ama 1982 yılında YÖK Kanunun çıkmasıyla eskiden Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İslâm Enstitüleri İlâhiyat Fakültelerine dönüşmüştü. Her tarafta yavaş yavaş Araştırma Görevliliği sınavları açılıyordu. Kazanan arkadaşlar benden çok nitelikli arkadaşlar değildi. Ama daha 4. sınıfta idim. Nasip olursa “Hadis” ten bu yola girmeyi deneyecektim. İslam Hukuku’nu da çok istiyor ama kendimde o cesareti göremiyordum. İlâhiyât 5. sınıfta iken 1983 yılında, belki de 1978’in içimdeki bir ukdesi olarak tekrar üniversite sınavlarına girdim. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştım. Benim girdiğim dönemde fakültemiz, İslam Hukuku, İslam Felsefesi, Tefsir ve Din Eğitimi dallarında sınav açmıştı. Böyle bir durumda” fıkh”ı seçmek tabii bir tercih olmuştu. Bu sınava girdiğimde Hukuk Fakültesi öğrenciliğim de çoktan başlamıştı.


3. Tecrübeleriniz ışığında öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

Arkadaşlarımız öncelikle şunu bilsin ki, İlâhiyât öğrenciliği imtiyazlı ve nitelikli olduğu kadar, sorumluluğu ağır bir öğrencilik. Mezun olduktan sonra bunun ağırlığını da taşımak çok zor. Mesleki donanım yanında hayatın diğer alanları ile ilgili de birikimli olmak gerekiyor. Dolayısıyla her yönden hem bilgili hem de kültürlü olmayı şart koşuyor. Bunu sağlamak ta, ancak bu yıllarda vaktin çok iyi değerlendirilmesi, boşa zaman geçirilmemesi sayesinde mümkün olabilir. Ben halâ hayret eder, takdirle karşılarım. Bizim dönemlerde bazı arkadaşlar sanki daha önce dünyaya gelip gitmişler, ilerisi için çok iyi plan ve yatırımları o zamanlardan yaptılar. Yeni nesil çok daha iyi şart ve imkanlara sahipler. Bunu değerlendirerek, arkadaşlarımız, -zamanı akıp giden su kabul edersek- su üzerindeki çöp olma yerine ileride o suya yön verecek, o suyun içinde aktığı kanal olmayı yeğleyen bir yatırım ve donanım talebi ve çabasında olmalıdırlar.

Bu misyon çabası içinde olacak öğrenci arkadaşlarıma Yüce Allah’tan gayretlerinde muvaffakiyetler niyaz ediyorum.

Ropörtaj: Hatice KOÇ / Selçuk İlahiyat 4. Sınıf

Tags: selcuk

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile