Yusuf Karali Diyanet Eğitim Merkezi’nin açılışı için Rize’ye gelen ve fakültemizde de bir konferans veren Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu hocamızla kısa bir röportaj gerçekleştirdik.
İstifade etmeniz temennisi ile siz kıymetli okuyucularımıza sunuyoruz efendim…
Ş.K.- Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fonksiyonu ve yeri nedir? Sizce bu fonksiyonu yerine getirebiliyor mu? Başkan olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en önemli görevleri; toplumu, İslam dini, inanç, ibadet ve ahlâk konusunda doğru bilgiyle aydınlatmak, ibadet yerlerini yönetmek, birlik ve beraberliği gözetlemek, laiklik ilkesini göz önüne alarak her türlü siyasi düşünüşün üzerinde kalarak topluma din hizmeti sunmaktır. Bunu yaparken biz bilgiyi esas almak zorundayız. Bunun için İlahiyat Fakülteleri’nin bilgi düzeyi, mezun olan öğrencilerimizin birikimleri, gayretleri, bizim için son derece önemlidir. Hizmet içi eğitim kurslarımız son derece önemlidir. Yani din eğitimini sorarsanız iki şeyi önemsiyoruz; birincisi, bilgi eksenli bir din hizmeti sunmamız gerekiyor. Çünkü bilgiyi esas almazsak, doğru bilgiyi, İslam’ın sahih bilgisini, Kuran’ın, sünnetin, sahih dini geleneğin bize bıraktığı o zengin mirası elimizden kaçırırsak, devamlı sapmalara ve yalpalamalara maruz kalırız. İkincisi de, günümüz dindarlığının temelinde ahlâk olsun istiyoruz. Ahlâk eksenli bir dindarlığı, din hizmetinin temel hedeflerinden yaptık. Çünkü sadece konuşulan, anlatılan bir dindarlık, Müslümanlık değil, aynı zamanda yaşanan, ahlâki davranış haline gelmiş, davranış sorumluluğu haline gelmiş dindarlık anlayışına ihtiyacımız var. Son yıllarda bilgiye ve ahlâk eksenli dindarlığa özel vurgu yaptık. Ama bizim toplumsal birlik ve beraberliği gözeterek her türlü siyasi inanışın dışında kalarak, dinin ana kaynaklarını, sağlam bilgisini topluma verme, inanç, ibadet ve ahlâk ilkeleri konusunda toplumu doğru dini bilgiyle aydınlatma görevimiz var. Bunu yaparken de ana kaynağımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetidir. Hiç kimseyi memnun etmek için değil sadece ve sadece dinin doğruları olduğu için gerçekleri ve dinin hakikatlerini söylemek zorundayız.
M.C.- Diyanetin en önemli yaygın din eğitimi kurumu olan Kuran Kurslarının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuran Kursları, anayasamızın 24. maddesinde ifade edilen; anne babaların rızasıyla ve çocukların ihtiyacıyla alacakları dini eğitimin çok önemli bir parçasını meydana getirmektedir. Kur’an kurslarımız sadece Kur’an öğrenmeye değil, aynı zamanda temel dini bilgiler edinmeyi, iyi insan olmayı, iyi birey olmayı, iyi vatandaş olmayı, vatanı milleti sevmeyi, İslam dini hakkında aydınlık, berrak fikirlere sahip olmayı da öğretiyor. Toplumumuzun ve çocuklarımızın din ihtiyacını belli ölçüde karşılıyor. Bu açıdan Kur’an kurslarının verdiği din hizmetini önemsiyoruz ve Kur’an kurslarımızın verdiği dini eğitimin Türkiye’nin aydınlık, arı, duru dindarlığının oluşmasında önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz.
M.C.- Diyanet İşleri Başkanlığı ile İlahiyat Fakülteleri koordinasyonu ne seviyededir? Sizce nasıl olmalıdır?
Biz İlahiyat Fakülteleriyle Diyanet İşleri Başkanlığı arasında çok sıkı koordinasyon sağlama gayreti içerisindeyiz. Ama bu konuda açıklarımız var. Gönül istiyor ki İlahiyat Fakülteleri her yönüyle din eğitimi hizmetleri açısından hiç eksiği olmayan, son derece iyi eğitim almış, birikimli mezunlar versin ve gönlümüz istiyor ki, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumsal olarak İlahiyat Fakülteleri’nin eğitimine, eğitim düzeyinin yükselmesine, yayınlarına, yabancı ülke tecrübesi kazanmasına yardımcı olsun. Mesela son dönemlerde İlahiyat Fakülteleri’ndeki Arapça hazırlık eğitimine Diyanet İşleri Başkanlığı büyük ölçüde destek vermektedir. Çünkü İlahiyat Fakülteleri’nin eğitim düzeyi arttıkça daha yeterli, daha birikimli, daha donanımlı öğrenci yetiştirirse bunun ilk faydası Diyanet İşleri Başkanlığı’na olacaktır. Bunun içinde biz Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde İlahiyat Fakültesi mezunlarının artmasını istiyoruz. Özellikle bayan görevlilerin sayısının artması için özel çabalarımız var.
M.B.- Başkanlık olarak 2010 yılını Kur’an yılı ilan ettiniz ve yakın zamanlarda Kuran’la ilgili bir araştırma yaptınız. Araştırmada ciddi oranda Kur’an’ı eline hiç almayanların olduğu ortaya çıktı. Bu sonuç sizce de üzücü değil mi? Bu konudaki çalışmalarınız ve düşünceleriniz nelerdir?
2010 yılını Kur’an yılı ilan etmemizin ne kadar haklı, ne kadar doğru ve ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor. Biz bu Kur’an yılı münasebetiyle insanımızı Kuran’la buluşturmak gayreti içerisindeyiz. İstiyoruz ki Kur’an-ı Kerim sadece satırlara inmiş olmasın, sadece kütüphanelerimizde kalmasın, Kur’an gönüllerimize insin, davranışlarımıza yansısın, hayatlarımıza şekil versin, Kuran’ın rehberliği hep önümüzde yürüsün ve Kur’an manevi hastalıklarımıza şifa olsun. Çünkü bizim yaşayan Kur’anlara ve Kur’an ahlâkını benimsemiş insanlara ihtiyacımız var. İnşallah Kur’an yılı faaliyetleri evimize, gönül dünyamıza Kur’an’ı ve Peygamber Efendimiz’i misafir etmemiz açısından güzel bir uyarı, bir başlangıç olur ve o açılan yolda önümüzdeki yıllarda hep Kuran’la ve Peygamber Efendimiz’in sünnetiyle daha yakından buluşmuş daha iyi tanımış ve Kur’an’ı tanıyıcı ve Kur’an ‘da yücelmiş oluruz. Çünkü Kur’an-ı Kerim bir ilahi kitaptır, bir şifa kaynağıdır, bir merhamet vesilesidir. Kur’an’ı paylaştıkça varlığımızı var oluşumuzu, Rabbimizi, kendimizi tanırız. Ve maalesef günümüz insanı Kur’an-ı Kerim’i yeterince tanımıyor, okusak, dinlesek bile anlamakta ve anladıklarımızı hayata yansıtmakta ciddi ihmallerimiz var. İnşallah Kur’an yılı bu ihmalleri gidermede bir fırsat olur.
M.B.- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dünyadaki diğer Müslüman ülkelerle arasındaki ilişki bugün ne düzeydedir?
Bir Avrasya Şurası düzenliyoruz. Balkan ülkeleriyle altı ayda bir ortak toplantı yapıyoruz. Afrika ülkelerini topluyoruz. İslam ülkeleriyle çok çeşitli toplantılar yapıyoruz ve İslam’ın o aydınlık, umut veren yüzünü, bilgi birikimini insanlığın 21. Yüzyılına anlatmaya, Türkiye’nin bilgi birikimini tanıtmaya ve ötekilerden de istifade etmeye çalışıyoruz. Yani bir bakıma Diyanet İşleri Başkanlığı din alanında Afrika’yla Avrupa’yla Avrasya coğrafyasıyla ve İslam ülkeleriyle bağlantılar kurarak köprü vazifesi görmekte ve bir paylaşımı gerçekleştirmekte bir arada olarak eksikliklerimizi gidermekteyiz. Artılarımızdan istifade etmeliyiz.
Ş.K- Hocam bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz, son olarak İlahiyat Fakültesi öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir?
Dualarım var. Öğrenciler bizim gözbebeğimiz. Öğrencilerimizi seviyoruz. Kendilerini çok iyi yetiştirmelerini istiyorum. Bir defa yabancı dil bilerek, iyi bir Arapça bir de batı dillerini bilerek mezun olmalarını diliyorum. Yüksek lisans ve doktora yapmalarını temenni ediyorum. Ve ilahiyat öğrencilerinin, dünyada olup biteni sürekli takip etmeleri, dini ilimlerde güçlü olmaları, bununla birlikte ana kaynaklardan edindikleri bilgileri 21. yüzyıla taşıyacak, 21. yüzyılda yorumlayacak ve günümüz insanına sunacak bir kıvama getirmeleri gerekir.
Hocam bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
Ei Rize Röportaj Ekibinden: Mühübe BABAARSLAN - Şeyma KARALAR - Manolya CENGİZOĞLU
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




