Röportajlar

mavimar1[İHH’nın öncülüğünde, İsrail işgal devletinin Gazze ambargosunu kırmaya yönelik düzenlenen sefer ve akabindeki hadiseler, muhakkak işgal devleti için de, bölge için de yeni bir dönemin habercisi. Mavi Marmara’da bulunan Şarika Üniversitesi öğrencisi Ammar Yağcı ile İstanbul Üniversitesi DKAB bölümünden Sezai Alp Çelebi kardeşimiz, seferin seyri hakkında bir söyleşi gerçekleştirdi. Üç bölüm halinde sunacağımız bu söyleşiden istifade etmenizi temenni ediyoruz…]

Öncelikle kendinizi biraz tanıtır mısınız?

1986 İstanbul doğumluyum. İlkokulu ortaokulla birlikte okudum (5+3 sistemi benim son yılıma denk geldi). Liseye devam etmedim. Hafızlık yaptım ancak hafız değil, muhafızım.

Kendimizi kirletmenin bir manası yok diye, herhangi bir liseye gideceğime dedim, bir taşla iki kuş vuralım. Açık liseye kaydoldum. İki buçuk senede de liseyi de dışarıdan bitirdim. Yurt dışında eğitim alabileceğim yer aramaya başladım. Üç sene yurt dışında burs ve yer aradım. Bunun sonucunda Allah bir yer nasip etti. Birleşik Arap Emirliklerinde Şarika Üniversitesine kaydoldum. O gün bugündür orada okuyorum.

Gemiyle tanışmanız nasıl oldu, yani gemi fikrini nasıl öğrendiniz?

Hafızlık yaparken çocuklar hep “Abi sen Filistinli misin?” derdi. Duygusal bir adamım bu konularda. Filistin demek ben demek. Nerede bir mazlumiyet var ise oradan etkilenirim. Bu duygusallık eğitim hayatıma da mal oldu. Bu gemi Viva Palestina 5’ti. Yani bu beşinden de haberdarım bu nedenle Filistin’i sorsalar iyi bilirim. Yıllarca yürüdük bu meydanlarda. Hatta babamızın kucağında başladık. Sonra biz devraldık işi, bu yürüyüşler bizi gemiye kadar götürdü. Ama gitmek isteyenlere o süreçten bahsetmek istiyorum. Bunları Mavi Marmara Yolumuz Gazze Günlükleri adı altında internette yazdım.

Gemiyi İstanbul’dayken duydum. O sırada biz konsolosluğun önündeyiz. Bülent Yıldırım açıklama yaptı “Gideceğiz” dedi. Bundan öncekine imtihanlarım yüzünden katılamamıştım. Hatırlarsınız, Mısır’ın Ariş limanında taş atması meselesi olmuştu. İşte ona katılamamıştım. Bunda da İHH’yı aradım ve beni almalarını istedim. Kamuoyunda ses getirebilecek kişileri alıyoruz dediler. Benim de moralim bozuldu. Benim bir arkadaşım da geldi bana “abi” dedi, “seni alırlar facebookta şu kadar arkadaşın var.” (Gülüşmeler) Bu arada Dubai de bunu kimseyle paylaşamıyorsunuz ondan da bahsetmek gerek. Birleşik Arap Emirlikleri Gazze’ye yardım toplamak demek sınır dışı edilmek demek. mar2

Neden?

Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere’nin kurduğu, Afganistan’da ölen Amerikan askerlerinin tabutlarının geldiği bir çıkarcılar ülkesidir. Bundan kimsenin haberi olmaz, basın da yazmaz.

Peki, bu konuda Arapların bu yüzden sesi çıkmıyor diyebilir miyiz?

Arapların değil, yani Birleşik Arap Emirlikleri, diğer Arap ülkelerinden çok farklı ülkelerden birisidir. Öncelikle bir yerde cüzdanınızı unuttuysanız üç gün sonra gittiğinizde cüzdanınız oradadır gidip alabilirsiniz çünkü dokunulmaz, emin bir ülkedir. Birleşik Arap Emirlikleri, İngiliz’in de yaşadığı, İtalya’nın da yaşadığı, Hindistanlının da yaşadığı, Türk’ün de yaşadığı bir ülkedir. Bir kişiye tokat atarsanız siz ülkeden atılırsınız. Dünyada 2005 yılında ikinci seçilen bir ülkedir. Birinci Kanada seçilmiştir. Emin bir ülkedir. Yani adamlar ses olsun gürültü olsun istemezler.

Anladım. İHH’yı aradığınızı söylemiştiniz. Ne cevap verdiler.

Ben İHH’yı aradığımda “Olmaz.” dediler. Arkadaşlar bu böyle olmaz dedim. Her gün aradım. Referans buldum kendime. Hepsini bizzat aradım. “Ben Ammar Yağcı beni tanımıyor musunuz? Kaç eylem düzenledik beni nasıl almazsınız” gibisinden (gülüyor) … Referans olarak birçok insanın adını yazdım. İHH yine kabul etmedi. Ondan sonra artık İHH’ya eylem düzenlemeye karar verdim ve “İHH, benim eşyalarım hazır. Nedir eşyalarım, işte uyku tulumu, para falan. Bu eşyalarımla gelip binanızın önünde yatacağım” dedim. “Filistin için ne yaptınız?” diye bir soruyla karşılaştım. “Bir şey yapmadım. Ben Filistinim’’ dedim Ondan sonra her gün aradım İHH’yı. Bir talebe olarak bütün paralarımı kontöre harcadım. Her gün İHH’yı aradım ve onları delirttim. “Ben Ammar Yağcı, Dubai’den katılıyorum. Bu gemiye bineceğim.” Derken birkaç kardeşimiz oldu, onlar da aradırlar.

Kendinizi Dubai’den diye tanıtıyorsunuz?

Ben Dubai’den diye tanıttım. Tabi bu arada imtihanlarım var onlar ne olacak falan… Sonra bir telefon geldi. “Ammar, kamuoyunda ses getiremeyeceğin anlaşıldı’’ denildi. O zaman ben bunlara mail atmaya başladım. Her gün mail. “Yine ben, hu hu” gibisinden... Aynen bu şekilde mailler gönderiyorum, bazen resmi bazen ciddi. Ondan sonra dedim ki; “Eğer beni kabul etmezseniz, bavulumla megafonumla gelip gemi gitmeden önce bir eylem yapacağım. Beni bu gemiye alana kadar sizi boykot ediyorum. Bütün katılımmar3ları engelleyeceğim sizi boykot edeceğim.” “Hayır” dendi ama “edeceğim” dedim devamla. Sonra telefon geldi. “Ammar bey katılmak istiyor musunuz” diye. Tabi bu arada gizli bir kahraman da var işin içinde benim işlerim için koşuşturan. O da sesi kuvvetli bir insandır. “Ammar katılmak istemiyor musun?” deyince “Subhanallah ne diyorsun!” dedim, “Beni alacaksınız, olmazsa yüzerek bu gemiye binerim.” “O zaman” dedi, “Seni Kıbrıs açıklarında alırız.” Ben herhalde bu şaka dedim. Bunları çok ciddi yaşıyorum. Bu arada ders çalışamıyorum, imtihanlarım var arkadaşlar beni dünyaya bağlamaya çalışıyor. Bilgisayar başında uyuyakalıyordum falan.

Bir dakika, bölüyorum ama sınavlarınızdan kalmanız durumunda bursunuz kesiliyor değil mi? Bunu göze aldınız yani?

Yani… Umurumda bile değil ne ki yani, o onun yanında hiçbir şey. Ondan sonra mail geldi bana, kabul edildiniz diye. O zaman da İzzet Şahin’in hapisten çıkması için Taksimde yürüyüş var. İHH’da kimi arasam gürültü var, anlaşamıyoruz. Mail geldi inanamıyorum dedim, duygusal anlar yaşadım. Tekbir getirdim, bütün yurt baktı ne oluyor diye ama olanları da kimseyle paylaşamıyorum. Çünkü neredeyiz, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeyiz. Bir de böyle sıkıntı var.

Bu anlattıklarımı ayrıntılı olarak öğrenmek isterseniz Mavi Marmara Gazze Günlükleri’nden iki numaralı yazıyı okuyabilirsiniz. Burada tamamen gelişimi nasıl oldu, en detaylı bir şekilde orada yazıyor. Sonra geldim İstanbul’a. Gemiye bindik.

Aileniz bu durumu nasıl karşıladı?

Tabi babam önce gidemezsin dedi. Bundan önce şunu anlatayım. Ben 15 yaşlarındayken o sırada Çeçenistan harbi vardı. Ben de oraya gitmek isteyenlerdendim. Zalime direnmek için şehit olmak gerekiyordu. (Tabi bu kolay bir yol onu da belirteyim.) O zamanlar gitmeye karar vermiştim. Babam “Ferruh ve Rabiatü’r-rai” isminde bir hikâye anlattı. Babam bana “Ferruh mu olmak istersin, Rabiatü’r-rai mi olmak istersin?” dedi.

Ferruh, tahminime göre Ömer bin Abdülaziz döneminde yaşayan bir genç delikanlı. Cihat aşkıyla yaşayan, Allah için ölmeyi göze alan… Şimdi hikâyeyi anlatalım. Ferruh camide cihat çağrısını duyuyor ve eşine diyor ki. “Ey sevgili eşim ben cihada gidiyorum.” Eşi diyor: “Beni ve karnımdakini nereye bırakıyorsun?” Ferruh diyor ki: “Allah’a [celle celâluh] ve Resulüne [sallallahu aleyhi vesellem] emanet ediyorum.”

Allah’ın Resulü vefat etmişti o tarihte değil mi?

Ancak halifesi hayatta. Ferruh, eşine evin ihtiyaçlarını karşılaması için para bırakıyor ve cihada gidiyor. 50 yıl sonra şehre geri geliyor. Ancak Ferruh yaşlanmış, değişmiş, savaştan döndüğü için görenler onu yol kesici zannediyor. Geliyor evini buluyor. Ancak evi hiç değişmemiş, hatta eskimiş. Eve girmek isterken mahalledeki insanlar Ferruh’u tanımadıklarından ona engel olmak istiyorlar. Sonra eşi geliyor “Durun durun o Ferruh’tur.” Diyor. Sonra konuşuyorlar. “Ev hala eski görünüyor, sevgili eşim. Ne yaptın parayı?” eşi diyor, “Sabret, bekle” Sonra Ferruh diyor ki: “Ben Allah’ın Resulü’nü bir ziyarete, Mescdi-i Nebevî’ye kabrine mar4gideyim, camide namaz kılayım.” Gidiyor. Namaz kılacak, o sırada orada bir halka var ki aynı Peygamberimiz, Ashabı Suffe’ye ders veriyordu ya, onun gibi orada birisi ders veriyor. Ferruh, namaza duruyor namazda konuşmaları duyuyor. “Şu halkaya ben de katılayım” diyor. Namazdan sonra oradan birine diyor ki “Kimdir bu ders veren kişi?” Adam, “Rabiatü’r-rai” diye cevap veriyor. “Rabia” bahar, “rai” görüş demektir. “Görüşün baharı” yani. Ve talebelerinin arasında İmam Malik de var. “Kimdir bu” diye soruyor. Diyor ki “Bu adam öyle biri ki cihada çağırdığı zaman insanlar cihada gider. Büyük bir âlimdir. Ferruh vardı buralarda, onun çocuğu.” Ferruh sevinçten başlıyor ağlamaya. O zaman babam bana “Oğlum, gidip nefer olmak kolay ama insanlara öğretmek ayrıdır. Sen kim olmak istersin” dedi. Ben de o gün Rabiatü’r-rai olmayı seçtim. Rabiatü’r-rai İmam Malik’in hocası… Fazla söze gerek yok.

Neyse ben o gün geldim babama dedim “Baba ben Gazze’ye gideceğim. Gidebilir miyim? Aslında bunun için de gelmedim zaten ben Gazzeye gidiyorum ne diyorsun?” Tek kelimeyle “Git” dedi. O zaman çok şaşırdım beynimde şimşekler çakıyor adeta. “Baba buraya hocam olduğun için geldim babam olsan gelmezdim” dedim. Babamla gerçekten büyük hukukumuz var. O zaman babam “İnsan sevdiği ile imtihan olur. Benim Filistin kadar sevdiğim bir şey yoktur. Yıllarca istedin, yıllarca bununla büyüdün ve şimdi bununla imtihan olacaksın” dedi.

Gemimiz geldi uğurladık. O gün tabi uğurluyoruz ama kimse benim gemide olduğumu bilmiyor. O gün uğurladıktan sonra kendi gemime baktım. O zaman işin ne kadar ciddi olduğunu anladım. Antalya’ya gittik. Antalya’da 3 gün kaldık. Kepez’de öyle bir ortamdı vardı ki tam bir kardeşlik havası vardı. Yani ben Arap ülkelerinde yaşadım. Hani hacca gidenler derler ya yanımda işte Malezyalı vardı kardeştik falan, onların yanında sıfır kalır. Çünkü burada hümanizm de vardı. Tamam, izmlere karşıyız ama hümanizm de kokuyordu yani. Bir başka görüştekine “Kardeşimmar5” diye sarılabiliyordun. Yahudiler de desteklediler.

Yahudilerden de vardı yani?

Evet, sonuçta bunlar da destek vermiyor değiller. Siyonizm ayrı Yahudi ayrıdır. Ama genelde dışarıdan baktığında hepsi aynıdır, bunda şüphe yok. Şundan dolayı, bunlar “ben üstün ırkım” diyor mu? Diyor. O halde bitmiştir. Kur’an’ı Kerim’de koskoca Bakara Suresi hep bunların hikâyelerinden bahsetmiyor mu? Demek ki Yahudi’yi anlamak için yaşamaya da gerek yok, Bakara Suresi’ni anlamak yeter.

Nasıl, tam olarak nerede kaldınız o zaman zarfında?

Spor kompleksinin içinde. Hazırlık yapıyorduk gemi için. Gemide nasıl yatacaktık? Uyku tulumuyla. Biz de uyku tulumu içerisinde uyuduk orada... Ondan sonra Antalya’dan gemiye bindik. Sonrası sıkıntılı.

[Devam Edecek]

Söyleşi: Sezai Alp Çelebi

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
+1 #1 2010-07-27 09:05
emeği geçenlere tesekkurler
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile