Pazartesi, 27 Ağustos 2007 01:40
-Hocam, önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Fikret
Soyal. Şu anda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri
Dalında Kelam Bölümünde araştırma görevlisiyim. Aslen Gaziantepliyim İmam Hatip
Lisesini Nizip ilçesinde bitirdim. Sonra İstanbul İlahiyat Fakültesine girdim.
İstanbul İlahiyat’ın ilk mezunlarındanım. Okula başladıktan sonra yaz tatilleri
de dahil İstanbul’dan hiç ayrılmadım. Yaz döneminde birkaç arkadaşla İHAM’da(o
zaman daha İHAM diye geçmiyordu) şimdiki hoca kadrosunun bir kısmıyla ders
okuyorduk. Edirne’de 20 ay gibi kısa bir süre imamlık tecrübem var. Daha sonra
Diyanet kendi personelleri arasından vaizler seçiyordu. O zaman İstanbul
Beyoğlu’nda kısa dönem 5 ay vaizlik yaptım. Bundan sonra İstanbul İlahiyat’a
araştırma görevlisi olarak geçtim. 2 yıl orada çalıştıktan sonra. Bu 3. yılımı
da Amman’da geçirdim.
- İlahiyat serüveninizden
bahsedebilir misiniz? Nasıl İlahiyat dediniz, bunda neler etkili oldu?
Bizim
dönemimizde ÖSS ve ÖYS şeklinde 2 aşamalı sınav vardı. Bu dönemde meslek
liselerinde kat sayı engeli ya da üniversitede başörtü sorunu gibi problemler
yoktu. Ben İlahiyatı bilerek ve isteyerek seçtim. Birkaç tane hukuk fakültesini
de tutuyordu puanım. Buna rağmen Marmara İlahiyattan başlayarak ilk 12 tercihime
de ilahiyat yazdım. Sonlara da birkaç tane Fen-Edebiyat, tarih, Coğrafya
yazmıştım. İlahiyat olmazsa onlara gidebilirdim. İlahiyatı diğer fakültelere
gitme imkânım sonuna kadar varken seçmiştim. Neden ilahiyat denilirse; eskiden
beri Arapçayı çok seviyordum diğer bir yönden de iş hayatına atıldığımda da hem
dini ilimlerle uğraşmak hem de bu dünyadaki rızkı kazanmak gibi saf bir niyetim
vardı. Başka bir sebepte (belki en
önemli sebep) herkesin küçük yaşlarda kendine örnek olarak seçtiği bir insan
vardır. Benimde imam hatipten hocam aynı zamanda hemşerim olan hocam ilahiyat
mezunuydu ve yaz tatillerinde camide imamlık yapardı. O hocamı görünce özendim
ve o zamandan kafama koydum ilahiyat okumayı ve o yüzden de severek okudum.
-Ürdün’e
gelirsek hocam… Gelmeden önce başka bir Arap ülkesi tecrübeniz oldu mu ve şuan
nasıl değerlendiriyorsunuz bu tecrübelerinizi?
—Ürdün’e
milli eğitim bursuyla Arapça öğrenimi için gelme sürecinizden ve bu bursla
gelmenin getirilerinden bahseder misiniz? Bu sene mezun olan arkadaşların işine
yarayacağını düşünüyoruz.
Ülkeler
arası kültür antlaşması var. Türkiye ile Ürdün arasındaki bu antlaşmanın ne
zaman başladığını tam olarak bilmiyorum ama epeydir var. Kontenjan önceden daha
azdı ancak şimdi arttı. Her yıl milli eğitimin dış ilişkiler ilanında duyuru
yapılır epey bir ülke vardır ama bence en önemlisi Ürdün. Türkiye’den Ürdün’e
ve Ürdün’den de Türkiye’ye 15 kişi gönderiliyor. Bu sene genellikle akademisyen
gelmekle birlikte tamamı akademisyen değil tabi. Ürdün’ün değişik şehirlerinde
benim bildiğim iki tane ilahiyat mezunu var. Öğrenciyken gelinmiyor ancak üniversite
mezunu olanlar başvurabiliyor. Sadece ilahiyat değil tabi ama genelde
ilahiyatçılar geliyor. Arap dili, tarih bölümlerinden de az da olsa gelen
oluyor. Bu sene gelenlerden 14’ü ilahiyatçı 1’i İstanbul Üniversitesi’nde
felsefe bölümünden ancak ilahiyatçılara ve ilahiyatçılardan da akademisyenlere
öncelik var. Bu bursun ne katkısı var derseniz aylık yüz dolar veriliyor. O
parayla gelinmez tabi bizim maaşımız var asistan olduğumuz için onu almaya
devam ediyoruz. Bunun dışında diller bölümüne ücret edemiyoruz yaz kursu 500
dinar, kış dönemi 780 dinar, Türk parasıyla yıllık 4 milyar gibi bir para ediyor
ki bunu bizim ödememiz zor. Başka bir avantajı da öğrenci antlaşmasıyla
geldiğimiz için 1 yıllık ikame alıyoruz. Bu ikame sayesinde resmi sıkıntı
yaşamıyorsunuz Hatta ikameniz olduğunda umre ve hac ziyaretini Ürdünlülerden
daha rahat yapabiliyorsunuz. Çünkü Ürdünlüler için 40 yaş sınırı koyulmuş ve bu
yaşın altındakilerin gitmesi için bazı istisnai durumların olması gerekiyor.
Ancak amcan, halan hasta olacak ona refakat etmek amacıyla gidebilirsin. Ancak
yabancılara böyle bir uygulama yok.
Buraya sadece mülakatla geliniyor ve hocaları önceden
tanımıyorsunuz. Ürdün konsolosluğundan bir iki kişi, dış ilişkilerden birileri,
ilahiyattan hocalar oluyor jüride. Niçin gitmek istiyorsun, Arapçayı neden öğrenmek
istiyorsun gibi sorular soruyorlar. Milli eğitimin bu antlaşması sadece Arap
ülkeleriyle değil, Yunanistan, İsrail, İsveç gibi ülkelerle de antlaşması var
ama Arap ülkeleri arasında en çok tercih edilenler Ürdün, Mısır, Tunus ve Kuveyt’tir. En çok öne çıkan Ürdün çünkü bir yıllık,
mesela Mısır altı aylık, Suriye’de bir yıllık ama kontenjanı az gerçi bu sene o
da artırıldı. Her ülke için ayrı başvuru yapılıyor ancak hem oraya hem buraya
başvurmuşsun diye bu mülakatta biraz dikkat çekiyor. Ben sadece Ürdün’e
başvurmuştum. Burs ve ikame süresi de gidilen ülkeye göre değişiyor. Bunlar
tamamen dil bursu için çünkü araştırma bursları da var ancak onlardaki uygulama
farklı.
-Neden
Ürdün’ü seçtiniz ve Ürdün ile diğer arap ülkelerini karşılaştırdığımızda
neler söyleyebiliriz?
-Buradaki
Şeriat Fakültesi’ni (bizdeki İlahiyat Fakültesinin karşılığı olarak) nasıl
değerlendiriyorsunuz ve Türkiye’deki ilahiyat Fakülteleriyle karşılaştırırsak...
Şeriat Fakülte’sindeki dersler... Bu konuda oradaki hocaların fusha
konuşmasını temenni ederdik ama adam karşımızda ammice olarak Kur’an dilini
övüp bu lugatulcenneh diyor. Ve bu şekilde kendi diliyle övünüyor. Halbu ki
Cennet Dili olan bizim konuştuğumuz Fushadır, övünülecekse bununla övünülmesi
gerekir. Burada yüksek lisans kelam dersine girmiştim. 3 hafta devam ettim 4.
hafta bıraktım maalesef. Dersin metodu güzeldi, öğrenciler hazırlıklı geliyordu,
hoca arada takviye ediyordu. Bırakmamın nedeni ise burada yüksek lisans
dersleri 2,5-3 saat sürüyor tam bir ilmi ortam aslında ancak onlara daha kolay
geldiği için devamlı ammice konuşuyorlar. Tabi ki burada fusha konuşan bazı
hocalarımız da var. Mesela ben Doktora Fatıma’nın hocasıyla tanışmıştım, o kişi
telefonda dahi çocuklarıyla fusha konuşup onu önemseyen bir insandı. Zamanla
fusha konuşan hocaları tanıyorsunuz ve onların derslerine devam ediyorsunuz o
zaman sanki Türkçe dinliyormuşsunuz gibi geliyor. Arapça zaten tam bir hitabet dili, güzel
konuşulduğu zaman çok büyük tat alıyorsunuz dinlemekten. Ancak burada böyle 7-8
ay kalınınca ammicenin çok da yabancı değil fushadan bir parça olduğu anlaşılıyor.
Sanırım bu bakımdan Ürdün ammicesi Arapçaya en yakın olan halk dili.
Buradaki ilahiyatta-Şeriat Fakültesinde fıkıh ve usuluddın
bölümleri var. Usuluddin de tefsir, kelam, hadis gibi bölümler var. Bizdeki
gibi felsefe çok görülmüyor ve anabilim dalı olarak yer almıyor. Mesela Türk
İslam sanatları da bizde ağır olan bir alandır ki burada yok gibi bir şey.
Hadis kuvvetli burada Ürdün’deki selefilik akımı ilahiyata da yansımış, kelam,
felsefe bölümleri ise zayıf kalmış. Halbuki bizde İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi’ndeki felsefe bölümü kadar Marmara İlahiyat’ın felsefe
bölümü de kuvvetlidir. Burada zaten ilahiyatta felsefe yok ama felsefe bölümüne
bakıldığında da 4-5 tane hocası olduğu söyleniyor. Ben burada yüksek lisans
seviyesinde kelam dersine girdiğimde bizde İslam tarihinde işlenen şeylerin işlendiğini
gördüm. Hz. Osman’ın şehit edilmesi işleniyordu. Tabiî ki önemli bir konu ancak
mastır seviyesinde kelami sonuçlar tartışılırken burada ise sadece tarih olarak
veriliyordu.
-Buradaki
Arapça eğitimi ile Türkiye’deki Arapça eğitimini karşılaştırıp buranın size
kazandırdıklarından bahseder misiniz?
Biz
Türkiye’de Arapçayı kanaatimce mübalâğlı bir şekilde öğreniyoruz. Bu kadar
gramer yerine biraz daha metin okusak daha iyi olur. Bizde hazırlık dönemi
zayıf geçmişti o zamanlar Marmara’da Mustafa Meral Çörtü’den hazırlık
okuyanların Arapçası çok iyiydi. İlahiyat döneminde ek ders okuyan arkadaşlarım
gramerle fazla boğuşuyor bence ve hatta gramer konusunda da Araplardan daha iyiyiz.
Hatta buradaki hocaların zaman zaman eksikliklerini buluyorduk. Burada Türklere
gramer okutulmaz diyorlar zaten. Ancak muhadese ve kitabede bir o kadar eksik
kalıyoruz. Aynı sorun İngilizcede de var. Bu açıdan yabancı ülkeye çıkmak
gerekiyor..
Buraya gelmeden önce dışarıdan sürekli takviyede bulunduğum
için okuma problemim yoktu ancak muhadese ve kitabe problemim vardı. Şu an tabiî
ki tamamıyla hallolmadı ama gelişti. Konuşma epey iyi oldu, dilim açıldı ancak
kitabe biraz daha ilerleyebilirdi. Akademisyen olmamın ve ailemle gelmenin daha
öncede belirttiğim gibi dezavantajları vardı.
-Buraya
sürekli veya bizim gibi dönemlik eğitim
için arkadaşlarımızın gelmelerini tavsiye eder misiniz?
-Son
olarak e- ilahiyat sakinlerine ve ilahiyat öğrencilerine söylemek
istedikleriniz nelerdir?
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
Allah kendisinden razı olsun...
Hakkını da bize helal eyleye...
ellerinize sağlık..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için