Pazar, 11 Kasım 2007 22:49
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Hülya ALper hocamız ile ilahiyat serüveni üzerine keyifli bir söyleşi
- İlâhî maceranız nasıl başladı?- Ben de İmam-Hatip Lisesi mezunuyum sizler gibi ve ailede ilk İHL’liyim. İslâmî ilimlere, okumaya, öğrenmeye çocukken de meraklıydım. O vesileyle İHL’ye gittim zaten. Daha sonra İHL’de okurken de dini tanımak, kaynaklarından öğrenmek, ona göre hayatımı sürdürmek için gidebileceğim en iyi yerin İlâhiyat olduğunu düşündüm. İlk tercihimdi benim İlâhiyat. Başka bir tercihim de yoktu.
Bizim dönemimiz –belki onu bilmiyorsunuzdur siz- kız öğrencilerin kontenjanlı alındığı dönemdi. Benim girdiğim sene meselâ Türkiye içindeki bütün fakültelere kırk dört kız alınıyordu ve bizim fakültemiz, MÜİF’ye iki yüz erkek öğrenci alındığı dönemde biz sekiz kız olarak girmiştik. O yüzden kazanması çok zordu. Erkek öğrenciler için öyle değildi ama kız öğrenciler için öyleydi. Öğrenciyken ondan da kaynaklanan bayağı sıkıntılı dönemlerimiz oldu ama, zaten ilk tercih yapmazsanız, çok istekli olmazsanız kazanma şansınız yoktu.
- Tamamen ilmî amaçlıydı yani. İlerisi için meslekî açıdan kaygılarınız olmadı mı?- Olmadı. Zaten bizim yaşadığımız şartlarda, dindar yaşamak isteyen bir hanımın çalışma imkânları yoktu bizim dönemimizde. Yani öyle bir yerde çalışayım, bir iş sahibi olayım değil. Sadece İslâmî ilimleri daha iyi öğreneyim, kalemimle bu dine hizmet edeyim. O zamanlar, öğrenciyken tabiî kalemimizle hizmet etmeyi de düşünemiyorduk ama sadece öğreneyim, biraz daha fazla öğreneyim diyerek, yani ilmî duygularla, dînî duygularla başladım ve Allah’a şükür çok memnunum. Her zaman söylerim, “Yeniden dünyaya gelsem –reenkarnasyon yok, ona inanmıyoruz ama- yeniden İHL’ye giderdim, yeniden İlâhiyat’ı tercih ederdim, artı yeniden Kelâm’ı seçerdim” diyorum.
- Kelâm’ı seçmeniz nasıl oldu?
Kelâm derslerinizde siz de görmüşsünüzdür. Usûli’d-Dîn’i temsil ediyor kelâm, dinin bel kemiğini dolayısıyla. Ve bu anlamda Kelâm’ın doğuş sebeplerini düşündüğümüzde, İslâm’ın, dinin savunucusu misyonunu üstlenmiş. Zaten başlangıçta da dînî duygularla, dini öğrenmek, dînî bir hayatı daha iyi yaşayabilmek için bu bölümü seçtiğim için Kelâm bana çok uygun göründü. Ve hâlâ da uygun olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan dini sadece belirli formlarda değil ruhunu da anlayarak; felsefesi, dünya görüşüyle birlikte İslâm’ı iyi kavrayarak; ona göre hem kendi hayatımızı şekillendirmek, hem de toplumsal hayatın şekillenmesine bir katkı sağlamak için en iyi bölüm olduğunu düşünüyorum yine de. O yüzden, o anlamda pişman da değilim.
- Ya bayan akademisyen olmak?
- Şimdi şöyle: Bizim öğrencilik yıllarımızda hiç bayan öğrenci olmadığı için bayağı sıkıntılarımız vardı. Şöyle ki, sınıfta soru sormamız dahi problem oluyordu. O zamanlar kadının sesi haramdır vs. söylemlerden dolayı. Şöyle de söyleyeyim; dönemimizdeki öğrenci arkadaşlardan kaynaklanan sıkıntılarımız oldu ama hoca kadrosundan ben destek gördüğümüzü düşünüyorum. Onların böyle bir ayrımcılığı olmadı. Ben kendi alanımda Bekir Topaloğlu’yla ve Mustafa Saim Yeprem’le çalıştım. Her ikisi de, değil bayan olduğumuz için ikinci plâna itmek; desteklediler. O bir avantaj tabiî ama Türkiye’deki kadın formundan kaynaklanan sıkıntılar var. O yüzden akademisyen olmak isteyen kişinin hayatı sıradan insanlar gibi yaşamaması gerektiğini düşünüyorum. İyi bir gelin olup, iyi bir eş olup, iyi bir anne olup, formlara uygun, Türk geleneklerine uygun biri olduğunuz zaman iyi bir akademisyen olamazsınız. Yani çok titiz, temiz, çeşit çeşit yemekler yapan biri olayım ama iyi bir akademisyen olayım, bu olmuyor. Bu insanın bünyesini aşan bir şey. O yüzden bazı şeylerden ferâgat etmek gerekiyor. Gezmenizden, arkadaşlık ilişkilerinizden, aile muhabbetlerinden ferâgat etmek gerekiyor. Onlarla birlikte olduktan sonra neden olmasın, olur. Yani ikisi arasında denge bulunabilir ama bunun için de evlenecek arkadaşların bunu destekleyecek bir seçim yapması lâzım. Bizim Türkiye’de bu noktada müslüman hanımlar için çok fazla örneğimiz yok. Ama Mısır’da pek çok akademisyen hanım gördüm. Çok da rahat götürüyorlar. Ama ekonomik durumları da ona göre. Diğer taraftan eşleri destekliyor. Bizim öğrencilerimizden de oldu. Evleniyor kız, bırakıyor; çok başarılı dediğimiz insanlar. Eşler desteklemiyor çünkü. Evinde otursun, iş yapsın, daha iyi. Niye yüksek lisans yapsın? Bu tür bir desteğin olması lâzım aileden de. Ben de çok kalabalık bir ailede büyüdüm. O yüzden çalışma şartlarım hiç müsait değildi. Çoğu kez gece çalışıyordum. Veya haftasonu gelip (fakülteye) hâlâ da meselâ çalışırım. Bu tür şeyleri yapmak gerekiyor. Ama bu her insan için geçerli. Hayatta iyi bir şeyler yapmak isteyen insan için zaten rahat bir yaşam sözkonusu değil. Ama modern toplum şartlarında artık rahat bir yaşam önceleniyor. Öyle bir problem var. Maalesef rahat yaşamla iyi sonuçlara varamıyorsunuz. Ne olursa olsun. Doktor ol, mühendis ol, öğretmen ol; iyi bir öğretmen olmak istiyorsan da rahat yaşayarak onları yapamazsın. Meselâ İzmirli İsmail Hakkı’nın hayatını okumuştum ben. Onun hayatında diyor ki: Her hafta sahhaflara gider, bir küfe kitap satın alırmış ve odasına kapanır, saatlerce okurmuş. Erkek için de aynı şey aslında geçerli. Hani biraz tecrid edilmiş bir hayat yaşamak. Tamamen tecrid edilmiş değil tabiî ki. Bu da zorlamayla olmaz. Ama okumayı seviyorsanız, birşeyler öğrenmeyi seviyorsanız, bir anlamı var. O zaman yapabilirsiniz. Öbür türlü zorlamayla olmaz. Yalnız şöyle: Bizim yetiştiğimiz şartlarda motive edecek şeyler çok fazlaydı. Ben yaşlı olduğumu düşünmüyorum ama epey bir nesil farkı oldu. Şu anda o kadar motive edici şeyler yok, maalesef.
- Şunu mu kastediyorsunuz meselâ; İslâm’ı iyice öğrenmeliyiz, insanları irşad etmeliyiz vs?- Tabiî, tabiî. İrşad duyguları, tebliğ duyguları o kadar ağırlıktaydı ki. İnanın ben kesinlikle bir meslek sahibi olacağımı düşünerek gelmedim, para kazanacağımı düşünerek gelmedim. Ama Allah’ın kelâmını iyi öğreneyim diye geldim. Ve insan o niyetlerle başlarsa önü açılıyor. Kesinlikle fakültede kalayım diye de bir gayem yoktu. Bu şartlar sonucunda bu noktaya geldim. Böyle bir gayem yoktu ama iyi yetişeyim, -âlim olmak büyük bir lâf da- ilim yolcusu olayım diye hedefim vardı.
- Sonra yolunuz buraya çıktı.| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için