Röportajlar

sitki_gulle.jpg

   Hocam ilahiyat maceranızı anlatır mısınız?

Çocuklar ilahiyat fakülteleri Türkiye' deki dini öğretim ve eğitimin verildiği temel kurumlardan biridir. Ben imam hatip ve ilahiyat fakültelerinde okumadım. Benim mektep hayatım yirmi yaşlarımda başladı. İlkokul diplomasını dışarıdan aldım. Orta öğrenimimi akşam okullarında gördüm. İst.Vefa Akşam lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girdim. Lisans, Master ve doktoramı bu fakültenin Doğu Dilleri Bölümünde tamamladım. Yirmili yaşlarıma kadar çeşitli yerlerde Kuran, arapça, fıkıh, tefsir, vs. dersler almıştım. İlk resmi görevim müezzinliktir. Bu görevimin üçüncü yılında Diyanet' in en üst hizmetiçi kurumlarından biri sayılan Haseki Eğitim Merkezi'nin Kıraat Bölümünü kazandım. Burada, kıraat alanında Osmanlı İmparatorluğu ile Cumhuriyet dönemini birbirine bağlayan, –deyim yerinde ise- bu ikisi arasında bir köprü vazifesi gören  merhum Abdurrahman GÜRSES' te üç sene İstanbul tarîkinde aşere, takrîb okudum.

Lisansüstü eğitimimi yaparken  panel, sempozyum vs. gibi toplantılarda izlediğim bazı akademisyenlerin kendilerini farklı gördüklerini gözlemledim. Biraz da bu farklılığa heveslenerek üniversiteye intisaba karar verdik ve 1996-1997 eğitim-öğretim yılında öğretim yılında öğrenci alarak öğretim hayatına başlayan İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kıraat Bilim dalı' na okutman olarak girdik. İyi ki de girmişiz. Bu sayede ‘Hocam’ diyebileceğim zatlarla akademisyenleri yakinen tanıyabildik, eksikliklerimizi ve artılarımızı tespit edebildik. Önceki kazanımlarımızın, çalışmalarımızın, araştırmalarımızın değerini daha iyi kavradık. Bir akademisyenin islami ilimlerin belli-başlı alanlarının tamamında yabana atılmayacak bir bilgi birikimine sahip bulunmasının öğrencilere yararlı olması bakımından hayati önem taşıdığını gördük. Üniversitenin bize kazandırdığı en önemli kazanımlardan biri de –dış çevre üzerindeki etkisi bir yana- müktesebatımızı bilimsel yöntemlerle ifade etmemize imkan sağlamasıdır.

 

 Hocam kıraat ilminden ve eğitiminden biraz bahseder misiniz?

Kıraat, Kur'an ı çok iyi ezberlemiş, usûlüne göre okuma becerisi kazanmış kişilere öğretilecek bir bilimdir. Yani Kıraat, hafız, talim yapmış, ağzı düzgün, kıraatla ilgili eserleri anlayacak kadar Arapça’ya vakıf olan kişilere okutulabilecek bir ilimdir. Ancak öğrencilerimizin pek azı hafız olduğundan kıraat kürsüsünde kıraat ilmi değil, Kur’an-ı kerimin daha düzgün okutulmasına çalışılmaktadır

Kıraat ilmi her ilim dalını ilgilendiren bir ilim dalıdır. Özellikle tefsircilerin bu ilim dalından haberdar olmaları gerekmektedir. Tefsir yazabilmek için kıraat'tan haberdar olunması olmazsa olmazlardan biridir. Yani kıraat bilmeyen bir kişinin tefsir yazması, tefsir üzerine söz söylemesi, tefsir üzerine yorumlar yapması eksik kalır. Bu sebeple temel kaynaklarda müfessir olabilmenin şartları sayılırken kıraat ilmine vakıf olmak da öngörülür.

Yine kıraat Arap dili ve edebiyatı açısından da çok önemlidir. Çünkü filoloji ile yakından ilişkilidir. Kıraat imam ve ravileri ile hicri 5. asra kadar bu alanda eser yazmış müelliflerin her biri birer filolog, dilbilimcisidir. Kıraatle ilgili temel kaynaklarda yorumlar yapılırken filolojik tahliller önemli yer tutar. Fıkıhçıların da kıraat biliminden haberdar olmaları gerekir. Çünkü Kur'an metnini Arapça’nın kurallarına uygun şekilde sahih olarak on imamın seslendirdiğinin dısında selefle de irtibatlandırarak daha farklı okuyanlar da vardır. Fakat bunlar zamanla uygulayıcısı kalmadığı için silinip gitmişlerdir. İşte bu seslendirmelerin sahih kıraatler arasında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda  bir fıkıhçıya sorular yöneltildiğinde sağlıklı bir cevap verebilmesi için kıraatın arka planından haberdar olması gerekir.

İlahiyat fakültelerinin yüksek lisans ve doktora programlarında bu konuya ciddi şekilde yer verilmesinin zorunlu olduğuna inananlardan biriyim. Biz ilahiyat fakültelerinde, kıraat üzerinde ihtisaslaşmak isteyen arkadaşları mümkün mertebe bu doğrultuda yönlendirmeye gayret ediyoruz. Tabii bu biraz zaman alacaktır. Zira günümüzde gerek Diyanet camiasındaki eğitim merkezlerinde, gerekse ilahiyat fakültelerinde kıraatlara derinlemesine araştırmacı bir gözle bakılmadığını ve dolayısıyla bir takım yanlış kanaatların yayıldığını, ilahiyat sahasında çalışanların zihinlerine yanlış, hatalı fikirlerin yerleştiğini müşahede etmekteyiz.

 

Hocam? Bir örnek verebilir misiniz?

  Mesela bunlardan bir; "Kur'an-ı Kerim yedi harf üzerine indirilmiştir." hadis-i şerifinin yorumunda "Kur'an-ı Kerim yedi lehce ile indirilmiştir." düşüncesidir. Bunu Tecrid-i Sarih' te de görebilirsiniz, kıraat alanında yazılmış eserlerde de görebilirsiniz. Arapçadaki 'lugat' kelimesini 'ağız ve şive' den farklı olarak, bilimsel anlamda "lehce farkı" olarak yorumlamışlardır. Halbuki Kur'an bir dilin tek bir lehcesi ile yani 'Mekke ve Medine' de hakim olan ulusal dil ve üslup' ile indirilmiştir. "bi lisânin arabiyyin mübîn= Apaçık Arapça bir dil ile". Bu dilin lehçesi de o günkü Arap dil kültüründe hakimiyeti görülen Kureyş lehcesidir. Yoksa Kur'an' da değişik lehceler yoktur. Zaten okuduğunuz da da bunu görürsünüz. Lehce; aslında aynı dil kökünden olan fakat tarihin derinliklerinde bir şekilde ayrışarak farklı bir nitelik kazanmış  aynı dil ailesinin bir birimidir. Mesela Kırgızca, Kazakça, Azerice bunların hepsi aynı dil kökünden gelmiş olan farklı lehcelerdir. Hepsinin aslı Türkçe' dir. İşte Kur'an-ı Kerim' de böyle bir lehçe farklılığı yoktur.

 

Peki O zaman Hz Peygamber'in " Kur'an yedi harf üzerine İndirilmiştir." hadis-i şerifini nasıl anlamalıyız Hocam?

 Yedi veya daha çok...Burada kesretten kinaye vardır. Bu hadis "tek lehce" ile indirilmiş olan Kur'an-ı Kerim'in farklı lehcelere uyarlanarak okunmasına izin verildiğinin ipuçlarını içerir. Mesele bu bağlamda değerlendirilmelidir. Biz meseleyi, Kur’an-ı Kerim ve Kıraat Tarihini yazmaya çalıştığımız eserimizde bütün detaylarıyla işliyoruz.

 

Hocam, son olarak, şu anki İlahiyat Fakültesi öğrencilerini nasıl buluyorsunuz ve onlara tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Bölümler Müstakil Diploma Verebilecek Bir Konuma Getirilmelidir

Öğrencilerimiz, milyonların içinden seçilip gelen çok zeki çocuklar. Ancak müfredat çok çok yetersiz. İlahiyatla doğrudan ilgisi olmayan bir hayli fazla ders var. İlahiyat fakülteleri lisans programları ikinci sınıftan sonra kesinlikle master ve Doktora programlarına paralel şekilde müstakil ihtisas diploması veren bölümlere ayrılmalıdır. Yani öğrenciler beşinci dönemden itibaren 1-Temel İslam Bölümü ve bunun alt bilim dalları; 2- Felsefe Bölümü vs..gibi  bölümlere ayrılmalı ve diplomalarında bu belirtilmelidir. Öğrenciler, ilk dört dönemdeki eğilim ve yeteneklerine göre bölümlerini seçerek daha şevkle çalışabilirler. Diyanet camiasında verimli hizmet ancak bu sayede sağlanabilir. Yoksa İlahiyat fakültelerinin lisans programlarından yürürlükteki müfredat doğrultusunda mezun olmuş ve olacak arkadaşlardan ideal hizmetler beklemek kendilerine haksızlık olur. Lisans programının beşinci döneminden itibaren branşlaşmaya yönelmenin bir faydası da Tefsir, hadis, fıkıh gibi dini ilimlerin temellerini oluşturan alanlarda ihtisas yapmamış  ilahiyat menşeli sosyolog, felsefeci ve benzerlerinin de  tıpkı bir edebiyatçı, bir ekonomist gibi kendi alanlarında konuşmaları, ve dini meseleleri sıfatları zaviyesinden değerlendirmeleri sağlanır, dini alanda birer uzman sayılmalarının önüne geçilmiş olur. Bu bakımdan, ilgililerin aklı başında kişileri çağırıp komisyonlar oluşturarak, ilahiyat müfredatını, ders programlarını vakit yitirmeden masaya yatırmaları gerekir. Çünkü ilahiyat fakülteleri  günümüzdeki konumlarıyla imam, müftü, vaiz, vaize, diyanet personeli, Kur'an kursu öğreticisi adaylarına ve de akademik çalışma, araştırma yapacak olanlara hizmet veriyor. İster bayan olsun, ister erkek olsun, bir ilahiyatçının cemaate önder olabilmesi için, onları etkileyecek bir donanıma sahip olması kaçınılmazdır. Bayanlardan bir çok vaize var, Kur'an kursu öğreticileri var, müftü yardımcılığı yolu da açıldı Erkek öğrenciler de çeşitli görevler alabilmektedirler.Dolayısıyla iyi yetişmeden mezun olurlarsa, bu kişiler cemaate ne verebilirler? Bir hutbe nasıl okunur ,mihrapta namaz nasıl kıldırılır, vaaz nasıl verilir? Bunların hepsinin uygulamalı olarak öğretilmesi gerekir.

 

Tatbikat Mescidi

Bu bağlamda şu noktaya da dikkat çekmeliyim: Her ilahiyat fakültesinin mutlaka bir uygulama mescidi olmalıdır. Bir doktorun doktorluktaki en büyük görevi nedir? Hastalarına en iyi şekilde nasıl yaralı olabileceğini, nasıl iğne vuracağını, nasıl kan alacağını, ameliyat araç-gereçlerini nasıl kullanacağını bilmesidir....Bunu bilmeyen doktorlar -pek tabi- eleştirilir. Bunu bilmenin yolu nedir? Uygulama yapmaktır. Doktor adaylarının pratik yapmaları nasıl bir zorunluluk ise ilahiyat öğrencilerinin de mahfilde, mihrapta, kürsüde, minberde pratik yapmaları kaçınılmazdır. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi' nin , İstanbul gibi bir yerde bulunduğu halde (yerimiz müsait ve bir iki ay içinde yapılabileceği halde) böyle bir tatbikat mescidinin olmaması en büyük eksikliklerimizden birisidir. Diyorlar ki etrafımızda bir sürü cami var. Ancak biz mescidi sadece ibadet için değil, tatbikat içinde istiyoruz. Derslerimiz daha verimli hale nasıl gelir? diye istiyoruz. Bu hususta yöneticilerimize büyük manevi sorumluluk düşüyor. İnşaallah çok zaman kaybetmeden bu mescidi yaptırma imkanımız olur.

Yine, hatırlarsanız ilk dersimde her öğrencimizin Arapça dili yanında batı dillerinden bir tanesini mutlaka öğrenmesi gerektiğine, İstanbul gibi bir yerde -öğrenciler için pek çok imkanın bulunduğuna, dört yıllık bir sürede bunun kolaylıkla halledilebileceğine dikkatlerinizi çekmiştim. Bu tavsiyem aynen geçerlidir. Akademik alan dışında Diyanet' te de bu kazanım sizin  için avantajdır. Biliyorsunuz her yıl yurt din görevlileri gönderiliyor. Bu donanımla mezun olursanız bir adım öndesiniz demektir.

Yine Kur'an-ı Kerim sizin olmazsa olmazlarınız arasında olmalıdır. Her gün hiç olmazsa bir sayfa, öğrettiğim usuller çerçevesinde Kur'an okuyun. Her öğrenci mezun olana dek bir iki kez Kur'an' ı bu şekilde hatmetmeyi hedeflemelidir. Hafızlık büyük bir nimet tabii. Bilimsel araştırmalarda, araştırmanın sağlamlığı noktasında diğer ayetleri çağrıştırma gibi çok önemli bir yararı da vardır.

 Evet çocuklar benim diyeceklerim bu kadar. başka sorunuz var mı?

Hocam, çok teşekkür ediyoruz. Daha fazla vaktinizi almayalım....

 

Röportajı Yapanlar: Rumeyra Çetin- Merve Tural / İlahiyat 3. sınıf

 

 

 

Etiket: istanbul

Yorumlar  

 
0 #4 2009-05-11 03:13
allah hepinizden razı olsun hocamızdan ve özellikle rumeysadan selmaetle
Alıntı
 
 
0 #3 2009-05-10 22:09
ANLIYORUM Kİ,AMCAM DEDEMDEN YALNIZCA BİZİM İÇİN MİRAS OLARAK BIRAKILMAMIŞ:).
ARKADAŞLAR EMEĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER SAYENİZDE KENDİMİ AMCAMIN YANIN DA HİSSETTİM.
ÇALİŞMALARINIZ DA BAŞARILAR DİLİYORUM.
TEŞEKKÜRLER
Alıntı
 
 
0 #2 2008-03-05 23:00
hocam sizi cok ozledik.internete isminizle giris yaptim buralari buldum.isvicreden size selam ve saygilarimi sunarim.adnan koseoglu
Alıntı
 
 
0 #1 2008-02-16 13:29
Üok değerli hocamızdan ve ropörtajda emeği ge çenlerden Allah razı olsun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile