Hocam ilahiyat
maceranızı anlatır mısınız?
Lisansüstü
eğitimimi yaparken panel, sempozyum vs. gibi
toplantılarda izlediğim bazı akademisyenlerin kendilerini
farklı gördüklerini gözlemledim.
Biraz da bu farklılığa
heveslenerek üniversiteye intisaba karar verdik ve 1996-1997 eğitim-öğretim
yılında öğretim yılında öğrenci alarak öğretim hayatına başlayan İstanbul
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kıraat Bilim dalı' na okutman olarak girdik. İyi ki de girmişiz.
Bu sayede ‘Hocam’ diyebileceğim zatlarla akademisyenleri yakinen tanıyabildik, eksikliklerimizi ve
artılarımızı tespit
edebildik. Önceki kazanımlarımızın, çalışmalarımızın, araştırmalarımızın değerini daha iyi kavradık. Bir
akademisyenin islami ilimlerin belli-başlı alanlarının tamamında yabana atılmayacak
bir bilgi birikimine sahip
bulunmasının öğrencilere yararlı olması bakımından hayati önem
taşıdığını gördük. Üniversitenin
bize kazandırdığı en önemli kazanımlardan biri de –dış çevre üzerindeki etkisi bir yana-
müktesebatımızı bilimsel
yöntemlerle ifade etmemize imkan sağlamasıdır.
Hocam kıraat ilminden ve eğitiminden biraz bahseder misiniz?
Kıraat,
Kur'an ı çok iyi ezberlemiş, usûlüne göre okuma becerisi kazanmış kişilere
öğretilecek bir bilimdir. Yani Kıraat, hafız, talim yapmış, ağzı düzgün, kıraatla
ilgili eserleri anlayacak kadar Arapça’ya vakıf olan kişilere okutulabilecek bir
ilimdir. Ancak öğrencilerimizin pek azı hafız olduğundan kıraat kürsüsünde kıraat ilmi değil, Kur’an-ı
kerimin daha düzgün okutulmasına çalışılmaktadır
Kıraat ilmi her ilim dalını ilgilendiren bir ilim
dalıdır. Özellikle tefsircilerin
bu ilim dalından haberdar
olmaları gerekmektedir. Tefsir yazabilmek için kıraat'tan haberdar olunması olmazsa
olmazlardan biridir. Yani kıraat bilmeyen bir kişinin tefsir yazması, tefsir üzerine söz söylemesi, tefsir üzerine
yorumlar yapması eksik kalır. Bu sebeple temel kaynaklarda müfessir olabilmenin şartları sayılırken kıraat ilmine vakıf olmak da öngörülür.
Yine kıraat Arap dili ve edebiyatı açısından da çok önemlidir. Çünkü filoloji ile
yakından ilişkilidir. Kıraat
imam ve ravileri ile hicri 5. asra kadar bu alanda eser yazmış müelliflerin her
biri birer filolog,
dilbilimcisidir. Kıraatle ilgili temel kaynaklarda yorumlar yapılırken filolojik tahliller önemli yer tutar. Fıkıhçıların
da kıraat biliminden haberdar olmaları gerekir. Çünkü Kur'an metnini Arapça’nın kurallarına
uygun şekilde sahih olarak on imamın seslendirdiğinin dısında selefle de
irtibatlandırarak daha farklı okuyanlar
da vardır. Fakat bunlar zamanla uygulayıcısı kalmadığı için silinip
gitmişlerdir. İşte bu seslendirmelerin sahih
kıraatler arasında değerlendirilip
değerlendirilmeyeceği hususunda bir
fıkıhçıya sorular yöneltildiğinde sağlıklı bir cevap verebilmesi için kıraatın arka planından
haberdar olması gerekir.
İlahiyat fakültelerinin yüksek lisans ve doktora programlarında
bu konuya ciddi
şekilde yer verilmesinin zorunlu olduğuna inananlardan biriyim. Biz ilahiyat
fakültelerinde, kıraat üzerinde ihtisaslaşmak isteyen arkadaşları mümkün
mertebe bu doğrultuda yönlendirmeye gayret ediyoruz. Tabii bu biraz zaman alacaktır. Zira günümüzde gerek
Diyanet camiasındaki eğitim merkezlerinde, gerekse ilahiyat fakültelerinde
kıraatlara
derinlemesine araştırmacı bir gözle bakılmadığını ve dolayısıyla bir takım
yanlış kanaatların yayıldığını, ilahiyat sahasında çalışanların zihinlerine
yanlış, hatalı fikirlerin yerleştiğini müşahede etmekteyiz.
Hocam? Bir örnek verebilir misiniz?
Mesela
bunlardan bir; "Kur'an-ı Kerim yedi harf üzerine
indirilmiştir." hadis-i şerifinin yorumunda "Kur'an-ı Kerim
yedi lehce ile indirilmiştir." düşüncesidir. Bunu Tecrid-i Sarih' te
de görebilirsiniz, kıraat alanında yazılmış eserlerde de görebilirsiniz.
Arapçadaki 'lugat' kelimesini 'ağız ve şive' den farklı olarak, bilimsel anlamda
"lehce farkı" olarak yorumlamışlardır. Halbuki Kur'an bir dilin tek bir lehcesi
ile yani 'Mekke ve Medine' de hakim olan ulusal dil ve üslup' ile
indirilmiştir. "bi
lisânin arabiyyin mübîn= Apaçık Arapça bir
dil ile". Bu dilin lehçesi de o günkü
Arap dil kültüründe hakimiyeti görülen Kureyş lehcesidir. Yoksa Kur'an' da değişik lehceler yoktur. Zaten
okuduğunuz da da bunu görürsünüz. Lehce; aslında aynı dil kökünden olan fakat
tarihin derinliklerinde bir şekilde ayrışarak farklı bir nitelik kazanmış aynı dil ailesinin bir birimidir.
Peki O zaman Hz Peygamber'in "
Kur'an yedi harf üzerine İndirilmiştir." hadis-i şerifini nasıl anlamalıyız Hocam?
Yedi veya
daha çok...Burada kesretten kinaye vardır. Bu hadis "tek lehce" ile
indirilmiş olan Kur'an-ı Kerim'in farklı lehcelere uyarlanarak okunmasına izin verildiğinin ipuçlarını içerir. Mesele bu bağlamda
değerlendirilmelidir. Biz meseleyi, Kur’an-ı Kerim ve Kıraat Tarihini yazmaya
çalıştığımız eserimizde bütün detaylarıyla işliyoruz.
Hocam, son olarak, şu anki
İlahiyat Fakültesi öğrencilerini nasıl buluyorsunuz ve onlara tavsiyeleriniz
nelerdir?
Bölümler Müstakil Diploma Verebilecek Bir Konuma Getirilmelidir
Öğrencilerimiz, milyonların içinden seçilip gelen çok zeki çocuklar. Ancak müfredat çok çok yetersiz. İlahiyatla doğrudan ilgisi olmayan bir
hayli fazla ders var. İlahiyat fakülteleri
lisans programları ikinci sınıftan sonra kesinlikle master ve Doktora
programlarına paralel şekilde müstakil ihtisas diploması veren
bölümlere ayrılmalıdır. Yani öğrenciler beşinci dönemden itibaren 1-Temel İslam
Bölümü ve bunun alt bilim dalları; 2- Felsefe Bölümü vs..gibi bölümlere ayrılmalı ve diplomalarında bu belirtilmelidir. Öğrenciler, ilk dört dönemdeki eğilim ve yeteneklerine göre bölümlerini seçerek daha
şevkle çalışabilirler. Diyanet camiasında verimli hizmet ancak bu sayede
sağlanabilir. Yoksa İlahiyat fakültelerinin lisans programlarından yürürlükteki
müfredat doğrultusunda mezun olmuş ve olacak arkadaşlardan ideal hizmetler
beklemek kendilerine haksızlık olur. Lisans programının beşinci döneminden
itibaren branşlaşmaya yönelmenin bir faydası da Tefsir, hadis, fıkıh gibi dini
ilimlerin temellerini oluşturan alanlarda ihtisas yapmamış ilahiyat menşeli sosyolog, felsefeci ve
benzerlerinin de tıpkı bir edebiyatçı,
bir ekonomist gibi kendi alanlarında konuşmaları, ve dini meseleleri sıfatları
zaviyesinden değerlendirmeleri sağlanır, dini alanda birer uzman sayılmalarının
önüne geçilmiş olur. Bu bakımdan, ilgililerin aklı başında
kişileri çağırıp komisyonlar oluşturarak, ilahiyat müfredatını, ders
programlarını vakit yitirmeden masaya yatırmaları gerekir. Çünkü ilahiyat
fakülteleri günümüzdeki konumlarıyla imam, müftü, vaiz,
vaize, diyanet personeli, Kur'an kursu
öğreticisi adaylarına ve de akademik çalışma, araştırma yapacak olanlara hizmet
veriyor. İster bayan olsun, ister erkek olsun, bir ilahiyatçının cemaate önder
olabilmesi için, onları etkileyecek bir donanıma sahip olması kaçınılmazdır. Bayanlardan bir çok vaize var, Kur'an kursu öğreticileri var, müftü
yardımcılığı yolu da açıldı Erkek öğrenciler de çeşitli görevler alabilmektedirler.Dolayısıyla iyi
yetişmeden mezun olurlarsa, bu kişiler cemaate ne verebilirler? Bir hutbe nasıl okunur ,mihrapta namaz nasıl kıldırılır, vaaz nasıl verilir? Bunların
hepsinin uygulamalı olarak öğretilmesi gerekir.
Tatbikat Mescidi
Bu bağlamda şu noktaya da dikkat
çekmeliyim: Her ilahiyat fakültesinin mutlaka bir
uygulama mescidi olmalıdır. Bir doktorun doktorluktaki en büyük görevi
nedir? Hastalarına en iyi şekilde nasıl yaralı olabileceğini, nasıl iğne vuracağını, nasıl kan
alacağını, ameliyat araç-gereçlerini nasıl kullanacağını bilmesidir....Bunu
bilmeyen doktorlar -pek tabi- eleştirilir. Bunu bilmenin yolu nedir? Uygulama
yapmaktır. Doktor adaylarının pratik yapmaları nasıl
bir zorunluluk ise ilahiyat öğrencilerinin de mahfilde, mihrapta, kürsüde,
minberde pratik yapmaları kaçınılmazdır. İstanbul Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi' nin , İstanbul gibi bir yerde bulunduğu halde (yerimiz müsait ve bir
iki ay içinde yapılabileceği halde) böyle bir tatbikat mescidinin olmaması en
büyük eksikliklerimizden birisidir.
Diyorlar ki etrafımızda bir sürü cami var. Ancak biz mescidi sadece ibadet için değil,
tatbikat içinde istiyoruz. Derslerimiz daha verimli hale nasıl gelir? diye
istiyoruz. Bu hususta
yöneticilerimize büyük manevi sorumluluk düşüyor. İnşaallah çok zaman kaybetmeden bu mescidi
yaptırma imkanımız olur.
Yine, hatırlarsanız ilk dersimde her öğrencimizin Arapça dili yanında
batı dillerinden bir tanesini mutlaka öğrenmesi
gerektiğine, İstanbul gibi bir yerde -öğrenciler için pek çok imkanın bulunduğuna, dört yıllık bir sürede bunun kolaylıkla halledilebileceğine dikkatlerinizi çekmiştim. Bu tavsiyem aynen geçerlidir. Akademik alan dışında Diyanet' te
de bu kazanım sizin
için avantajdır. Biliyorsunuz her yıl yurt din görevlileri gönderiliyor.
Bu donanımla mezun olursanız bir adım öndesiniz demektir.
Yine Kur'an-ı Kerim sizin
olmazsa olmazlarınız arasında olmalıdır. Her gün hiç olmazsa bir sayfa,
öğrettiğim usuller çerçevesinde Kur'an okuyun. Her öğrenci mezun olana dek bir
iki kez Kur'an' ı bu şekilde hatmetmeyi hedeflemelidir. Hafızlık büyük bir nimet tabii.
Bilimsel araştırmalarda, araştırmanın sağlamlığı noktasında diğer ayetleri
çağrıştırma gibi çok önemli bir yararı da vardır.
Evet çocuklar benim diyeceklerim bu kadar. başka sorunuz var mı?
Hocam, çok teşekkür ediyoruz. Daha fazla vaktinizi almayalım....
Röportajı Yapanlar: Rumeyra Çetin- Merve Tural / İlahiyat 3. sınıf
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





Yorumlar
ARKADAŞLAR EMEĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜRLER SAYENİZDE KENDİMİ AMCAMIN YANIN DA HİSSETTİM.
ÇALİŞMALARINIZ DA BAŞARILAR DİLİYORUM.
TEŞEKKÜRLER
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.