Röportajlar

salihtug.jpg Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih TUĞ hocamızla e-ilahiyat olarak yaptığımız röprtaj.. Röportajı gerçekleştiren Esra Kılavuz'a teşekkür ederiz. Hocaların hocasına şu soruları sorduk.

Türkiye’de din eğitiminin, özellikle de kuruluşundan günümüze ilahiyat fakültelerinin tarihi sürecini bize kısaca anlatır mısınız?
Peki bu süreç içinde Salih Tuğ olarak sizin serüveniniz nedir? Din eğitimi almaya ne zaman başladınız, ilahiyatçı olmaya nasıl karar verdiniz?
Yüksek İslam Enstitülerinden İlahiyat Fakültelerine geçiş sürecini bizzat yaşayan bir hocamız olarak, bu süreçte kazanılan ya da kaybedilen hususlar hakkında neler söylersiniz? Bu bir kırılma mıydı, yoksa bir gelişme miydi?
Bugün İlahiyat fakültelerinden beklenen vazife nedir? İlahiyat fakülteleri kendilerinden beklenen bu vazifeyi ifa edebiliyor mu?
Türkiye’deki İslam araştırmalarının İslam dünyasındaki ilmi çalışmalar arasındaki konumu hakkında ne söylersiniz? Biraz da tecrübelerinizden söz açacak olursak; bize meslek hayatınızın en zor zamanlarını anlatır mısınız?

Röportajın I. Bölümü:

E.K: Türkiye’de din eğitiminin, özellikle de kuruluşundan günümüze ilahiyat fakültelerinin tarihi sürecini bize kısaca anlatır mısınız?

S.T: Bismillahirrahmanirrahim… İlahiyat fakültelerinin kuruluşu ve işleyişi değişik kitaplarda ve makalelerde uzunca ifade edilmiş bulunuyor; bu bilinen bir şeydir. Şunu da bilelim ki, ilahiyat fakültelerinin kuruluşu başlangıç itibariyle Cumhuriyet devrine isabet etmez: Miladi 1900 senesinde Abdulhamid Han iktidardayken İstanbul’da Daru’l-fünûn kuruldu. Daru’l-fünûn’un içinde değişik yüksek okullar, mektepler yer aldı. Bugünkü terimlerle söylersek: Tıp, Hukuk ve İlahiyat fakülteleri gibi… Bakın demek ki bir yüksek öğretim kurumu olarak İlahiyat Fakültelerinin kuruluşu Osmanlı’da başlamış. Peki, medreseler dururken İstanbul’daki bu Daru’l-fünûn’da ilahiyat fakültesinin açılması ne ifade eder? Bu durum, Osmanlı Devleti’nde okullaşma hareketinin bir devamıdır. Şöyle ki:

19. asırda Osmanlı Devleti’nde medreselerin yanında çeşitli alanlarda eğitim-öğretim yapan mektepler açıldı. Bunlar ister medrese dışı olmak üzere ilkokul seviyesinde, ister lise seviyesinde, isterse yüksel tahsil biçiminde üniversite seviyesinde olsun devlete yeni, sivil fonksiyonerler ve aynı zamanda asker bürokratlar yetiştirmek üzere ortaokullar(idâdîler), mühendishaneler ve harp okulları şeklinde gelişmiştir. Bu okullaşma ile (medreselerin yanında okullar açmak suretiyle) modern eğitim metotlarını tatbik eden yeni müesseselere yani örgütlü eğitime kapı açılmıştı. İşte sözünü ettiğim İlahiyat Fakültesinin kurulması bu kapının açılmasıyla devam eden bir süreç içinde olmuştur.

Cumhuriyet kurulduğunda, 1900 yılında İstanbul’da faaliyete geçirilen Daru’l-fünûn İlahiyat Fakültesi çalışır vaziyetteydi. Fakat 3 Mart 1924’te, 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu dediğimiz kanun ile her kademedeki her çeşit eğitimin bazı istisnalar ile Maarif Vekâleti’ne hasr-u tahsis edilmesi şeklinde bir hareket başladı. Medreseler, işaret ettiğim bu mekteplerle birlikte Cumhuriyet devrine kadar gelmişti; ancak 1924’te çıkan bu kanunla medreseler kapatıldı, her kademedeki mektepler devam ettirildi. Ancak din adamı yetiştirilmesi yahut din hizmetlerinin görülmesi maksadıyla da yine bu kanunun içinde yer alan bir maddede “Daru’l-fünun’da bir ilahiyat fakültesi açılır” denilerek tekrar bir ilahiyat fakültesi açıldı. Bu, Cumhuriyet devri Daru’l-fünûn’unun yani Üniversitesi’nin ilahiyat fakültesidir.

salihtug3.jpgBunun yanında yine Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nda “İmam ve hatip gibi din hizmetlilerinin yetiştirilmesi için mektepler açılır” diye bir madde daha yer almaktaydı. Bu maddeye göre din adamı, yani camilerde din hizmeti verecek vazifelilerin yetiştirilmesi için imam-hatip mektepleri açılacaktı. Fakat ne olduysa bir şey oldu, 1924’ten sonra Cumhuriyet’in ideolojik yapısı teşekkül etmeye başladı. Bu ideolojik yapıda, din eğitiminin örgün yani kurumsal biçimde gelişmesi önlenmek istendi ve önlendi de… Bu kanuna göre açılan İmam-Hatip Mektepleri Maârif Vekâleti tarafından yavaş yavaş kapatılarak sayıları azaltıldı. Nihayet 1933’e geldiğimizde İmam-Hatip Mekteplerinin mevcudiyeti artık kalmamıştı. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde açık ve faaliyette olan İmam-Hatip Mektebi biçiminde bir örgün kurumun varlığına son verilmişti.

1933’te olan bir başka şey de üniversite reformudur: Daru’l-fünûn 1933 senesine kadar gelmişti. İçinde değişik fakülteler vardı, bunlardan biri de ilahiyat fakültesiydi. Yabancı uzmanların hazırladığı raporlardan yola çıkılarak Daru’l-fünûn, ‘İstanbul Üniversitesi’ haline getirilmek istendi ve bir kanunla Daru’l-fünûn kapatıldı. Ertesi gün yine bir kanunla açıldığında, İstanbul Üniversitesi kuruluş kanununun içinde değişik fakültelerin adı bulunmakla birlikte İlahiyat Fakültesi teşkilatın dışında bırakılmış, öğretim üyeleri ise ilgili Fakülte ve Enstitülere yerleştirilmişti. O sırada Türkiye’de sadece İstanbul Üniversitesi vardı; bir de askeri okullar ile sivil mühendishaneler vardı.

Nihayet o mühendishanelerden önce İstanbul(İTÜ), sonraları da Trabzon(KATÜ) ve Ankara(ODTÜ)’da teknik üniversiteler teşekkül etti. Ama onlar ayrı mesele… Bizi ilgilendiren 1933’te İstanbul Üniversitesi kurulurken teşkilatın birimleri arasında İlahiyat Fakültesi’ne yer verilmemesidir. İmam-Hatip Mektepleri zaten kapatılmıştı; İlahiyat Fakültesi de kapatılınca örgün din eğitimi bakımından Türkiye bir boşluğa düştü. Bu boşluğu kapatmak üzere –mevcut yasaklara rağmen- el altından evlerde, özel muhitlerde din eğitimi ‘güya’ yapıldı. Güya diyorum; çünkü bunlar teşkilatsız yapılardır, şahıstan şahısa değişken niteliklere sahiptir, ferdî teşebbüslerdir.

Nihayet İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında sosyal bir durum kendisini gösterdi: Camilerde din hizmetini yürütecek nitelikli eleman da kalmamıştı yahut son derece azalmıştı. 1945’te San Fransisco(ABD)’da Türkiye tarafından da imzalanan Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yer alan ‘Din ve vicdan hürriyeti’ ile birlikte, diğer birtakım siyasi atılımlar arasında tek parti rejimi Türkiye’mizde terk edilerek çok partili hayata geçildi ve katılımcı, liberal, hürriyetçi ve demokratik bir yapı oluşturulmaya çalışıldı. Bu arada parlamentoda teşekkül eden partiler, camilerde ve toplumda din hizmeti gerçekleştirmek üzere din adamı yetiştirilmesi için adımlar attı. Toplumda büyük siyasi hareketler, TBMM’de ise sert münakaşalar oldu ki bunların hepsi Meclis zabıtlarında mevcuttur; din eğitimi tarihimizle ilgili Prof. Dr. Hasan Âli Yücel’in, Dr. Halis Ayhan’ın, Dr.Yahya Akyüz’ün ve Nahit Dinçer’in kitaplarında bu münakaşalar açıklanmaktadır. Neticede 1946’daki genel seçimlerden sonra birtakım İmam-hatip kursları, Halk Partisi Hükûmetleri tarafından açılmaya başlandı ve hatırladığım kadarıyla 1947’de İstanbul’da bu arada bir imam-hatip okulu da açıldı.

Bu okul neye göre açıldı? Halk Partisi’nin, Milli Şef İnönü’nün ya da Parlamentonun takdiriyle değil, yukarda işaret ettiğim BM Anayasası ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre açıldı. Çünkü bu kanun, Milli Eğitim Bakanlığı’na “Din adamı yetiştirmek ve böylece din hizmetlerini gerçekleştirmek üzere eleman hazırlamak maksadıyla mektepler açar” diyerek vazife vermiş. O arada aynı kanun, bir de “Daru’l-fünûn’da İlahiyat Fakültesi açar” demiş 1924’te. İşte bu kanun da yürürlükteydi, bu kanuna bağlı olarak 1949’da Ankara’da bir de İlahiyat Fakültesi açıldı ve imam-hatip okullarının sayısı yavaş yavaş arttırılmaya başlandı. (Halen yürürlükte olan Anayasamızda bu kanun “Değiştirilmesi dahi teklif edilemez” inkılâp kanunları arasında sayılmaktadır.)

Siyasi devrim niteliğindeki 1950 genel seçimlerinden sonra serbest ve hürriyetçi manada gerçek çok partili siyasi hayat başladığında İmam-Hatip Okullarının sayısı çoğaltılmaya başlandı. Çünkü ülke çapında buna ihtiyaç vardı; yalnızca İstanbul’un Fatih semtindeki İmam-Hatip Okuluyla problemin çözülemeyeceği anlaşıldı. Ankara’daki İlahiyat Fakültesi’nin yanında 1959’da İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü kuruldu. Kim tarafından? Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun dışına düşecek şekilde bu enstitü Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıldı. Kanuna ters düşüyordu ama fiilen kuruldu, hukuken de meclis tarafından kabul edildi. Netice itibariyle 27 Mayıs 1960 inkılâbından sonra İmam-Hatip Okullarının sayısı arttırıldı ve bunlar liseler haline getirildi. İmam-Hatip Lisesi mezunlarına da üniversiteye girme hakkı tanındı. Yine bu darbeden sonra Yüksek İslam Enstitülerinin sayısı da artmaya başladı. Konya, İzmir, Bursa, Çorum, Samsun, Erzurum’da Yüksek İslam Enstitüleri açıldı. Maksat din hizmeti görmek üzere aydın, günün şartlarını iyi bilen din adamı yetiştirmekti. 12 Eylül 1980’de bir başka askeri inkılâb oldu Türkiye’de. Yüksek İslam Enstitüleri’nin Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı olarak kurulduğu kabul edildiğinden bu okullar 1982’de çıkarılan 2547 sayılı Yüksek öğretim kanununa göre İlahiyat Fakültesi haline getirildi ve çeşitli üniversitelerin bünyesi içine alındı ve yine Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre başka başka şehirlerdeki üniversitelerde dahi ilahiyat fakülteleri kurulmaya başlandı. Çünkü bu kanun, İlahiyat Fakültelerinin üniversite tarafından açılacağını, İmam-Hatip Liselerinin ise Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılıp idare edileceğini emretmektedir. Bu şekildeki bir uygulama halen Türkiye’mizde devam etmektedir.

Nihayet 28 Şubat 1997’de –ne inkılâbıysa o, “post modern darbe” bile diyorlar- din eğitimi programları elden geçirildi; birtakım fazlalıklar tespit edilip bunlar program dışı tutuldu. Ayrıca müfredata yeni ilaveler yapıldı ve böylece yeni bölümler ve yeni programlar ihdas olundu. Kur’an kursları ise yeni programlarla yeni statülerde idare edilir oldu. Özel Kur’an kursları kapatıldı fakat bugün Türkiye’mizde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çok sayıda resmi Kur’an kursları halen devam etmektedir. İmam-Hatip Liselerine ne oldu? Mezun öğrencilerin öncelikle üniversiteye girme imkânları sınırlandı, fiiliyatta sadece İlahiyat Fakültelerine girebilir oldular. İlahiyat Fakülteleri aynen devam ediyor. İmam-Hatip Liseleri de devam ediyor ama sınırlı bir şekilde, biraz törpülenmiş, yeni birtakım programlar ile ve yeniden teşkilatlanmış halde… Türkiye’de din eğitimi bugün Devlet tarafından ve onun tekelinde olmak üzere belli sınırlara sahip, belli usullerle belli şekillere kavuşturulmuş vaziyettedir ve Devletin inhisarı altındadır. Bakın burda bir şey var: Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nda “Daru’l-fünûnda ilahiyat fakültesi açılır” diye bir hüküm var ancak kanun üzerinde bir yorum yapmak suretiyle bunu ‘üniversitede açılır’ şekline getirdiler ve Ankara, Marmara, Selçuk, Erzurum Atatürk Üniversitesi gibi devlet üniversitelerinde ilahiyat fakülteleri açıldı. Yani ilahiyat fakültelerinin çok sayıda devlet üniversitelerinde açılması bu kanunun yorumu yoluyla olmuştur.

Yine 12 Eylül 1980 inkılâbından sonra üniversite yapımızda

bir şey daha oldu: Vakıf üniversiteleri teşekkül etmeye başladı. Bunlar da üniversite; merkezi teşkilata yani YÖK’e bağlı ve fakat devlet üniversitelerinden farkı bütçe konusundadır: Devlet üniversitelerinin bütçesini Devlet tayin ve tespit eder, bu kurumlar Devlet bütçesinde yer alır ve Devlet yardımıyla ayakta durur. Vakıf üniversitelerine ise devletin yardımı arazi ve bina tahsis etmek gibi bir kaç hususla sınırlıdır. Bunların dışında vakıf üniversitelerinin ihtiyaçları, kendi özel bütçeleri ve öğrencilerden elde edilen gelirlerle ve bir de o üniversiteyi kuran vakfın

nakdî ve aynî yardımları ile karşılanır. Şimdi bir sual geliyor akla: Vakıf üniversiteleri de hukuken YÖK’e bağlı ve devlet üniversiteleriyle eşit statüde olduğuna göre, sayıları 30’u bulan bu vakıf üniversitelerinden biri bir İlahiyat Fakültesi kurmak istese acaba YÖK bunu nasıl karşılar? Bakın bu bugün açıkta duran bir sualdir, kimse sormadı bunu, ben şimdi yepyeni bir sual soruyorum: Vakıf üniversiteleri kendi bünyelerinde ilahiyat fakültesi açmak istese YÖK buna ne cevap verir? Müsbet cevap verirse normal usule göre meclise gider, meclisten kanun çıkar ve üniversitede ilahiyat fakültesi açılır. Bu denenmedi, ama bir şey denendi Türkiye’de: Genelde özel teşebbüse dayalı liseler açılıyor mâlum. 1950’lerin sonuna doğru bir müteşebbis grup ‘Özel İmam-Hatip Okulu’ kurmak istedi! Evet, bunu gerçekleştirmek için Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ettiler, cevap müsbet çıkmadı. Şimdi buna kıyasla acaba bir vakıf üniversitesi İlahiyat Fakültesi açmak istese YÖK buna evet der mi, yoksa hayır mı der? ‘Siz Üniversite değilsiniz, devlet üniversitelerinin yanında yanaşma üniversitelersiniz’ mi diyecek? Ben bilemiyorum, ne derse desin ama bu sualin cevabı henüz verilmiş değil…

Benim Cumhuriyet devrinde din eğitiminin macerası, serencâmı ile ilgili söyleyeceklerim özetle bunlardan ibaret. Osmanlı devrinde genelde din eğitimi veren müessese olarak başta medreseler gelir. Medreselerin kuruluşu, işleyişi ve yapısı ile ilgili de birçok kitap var: Dr. Cahit Baltacı, Dr. Mustafa Bilge gibi hocalarımızın kitapları var, bunlara müracaat olunabilir.

Peki bu süreç içinde Salih Tuğ olarak sizin serüveniniz nedir? Din eğitimi almaya ne zaman başladınız, ilahiyatçı olmaya nasıl karar verdiniz? (devam edecek)

Esra Kılavuz - Marmara İlahiyat


Yazının İkinci Bölümü "Salih Tuğ ve İlahiyat(ı) Üzerine II" için tıklayınız.

Tags: marmara

Yorumlar  

 
0 #4 Ziyaretçi 16-03-2010 10:08
Muhterem salih Tuğ hocamızın Prof. Dr. Philip Hitti, Siyasi ve Kültürel Islam Tarihi isimli çeviri eserini nereden satın alabilirim.Eseri alabileceğim internet adresi varsa mailime bilgi olarak gönderebilirsen iz çok memnun olurum. Saygilarimla
Alıntı
 
 
0 #3 Ziyaretçi 01-12-2008 00:18
1989 Marmara İlahiyat mezunu bir talebeniz olarak sizlere Allah'tan sağlık, âfiyet ve iki cihan salemetliği dilerim. şimdi sizlerin tavsiyeleri doğrultusunda azimle çalışıyorum. Duadan unutmayın. İskilip-ÜORUM
Alıntı
 
 
0 #2 Ziyaretçi 21-11-2008 09:23
YEN İ F İK İR VE GÜRÜşLER İN ARTTIğI ASRIMIZDA YOLDAK İ IşIKLAR KONUMUNDA BULUNAN BÜYÜK HOCAMIZA SAYGILARIMI İFADE ETMEKLE BERABER DEğ İş İK İMKANLAR DAH İL İNDE ENG İN TECRÜBELER İN İ B İZLERDEN ES İRGEMEMES İN İ İST İYORUM. SAYGILARIMLA.
Alıntı
 
 
0 #1 Ziyaretçi 29-02-2008 14:11
Böylesine Değerli şahsiyetleri gündemde tutup, İlahiyat gen çliğinin de hayırla yâd etmesini sağladığınız i çin minnettârız E- İlahiyat...
Mevlâ hayırlı işlerinizde muvaffakiyet versin..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile