Röportajlar

ImageMarmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Raşit Küçük yoğun çalışmalarına rağmen bizleri makamında kabul etti. Hocamız, içinde bulunduğu durumu bizlere şu sözlerle aktardı:

Raşit KÜÇÜK: Her zaman yoğunum. Burada zaman bulmak hakikaten zor. Bugünlerde hem yurt içi hem de yurt dışı misafir yoğunluğu var.

İstanbul’a her uğrayan, fakülteyi ziyaret ediyor. Her ziyaretçi de muhakkak dekanla görüşmek istiyor. Öyle olunca işlerimiz daha da zorlaşıyor. Bundan hoşnut değil misiniz derseniz; hayır öyle bir şey söz konusu değil. Ama zaman bulmakta güçlük çekiyorum.

Meryem TEKİN: Hocam bu durum çalışmalarınızı aksatıyor mu?

R.K. : İster istemez bazı aksaklıklara sebep oluyor. Bu durum kendi gündemimizi tayin etmemizi engelliyor. Diyelim ki biz bir program yaptık; ancak o gün içinde habersiz gelen üç dört ekip veya kişi olunca yaptığımız program maalesef aksıyor.

M.T. : Biz sizi çeşitli kaynaklardan az çok tanıyoruz. Bir de sizi sizden dinlemek isteriz. Raşit Küçük kimdir?

R.K. : Şimdi bir hayat macerası anlatmak gerekir de ben çok kısa olarak ifade edeyim. Antalya’nın Akseki ilçesinin Menteş Bey Köyü’nde dünyaya geldim. 1947 doğumluyum. İlkokulu köyümde okuduktan sonra Antalya İmam Hatip Lisesi’ni, o zamanki adıyla Antalya İmam Hatip Okulu’nu bitirdim. İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra Konya Yüksek İslam ImageEnstitüsü’ne devam ettim ve oradan mezun oldum. 1970 senesinde, Erzurum İmam Hatip Lisesi öğretmenliğine tayin oldum. 4 yıl orada görev yaptım. Erzurum İHL’den sonra, yapılan imtihanı kazanarak Erzurum Yüksek İslam Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak geçtim. 1979 yılında Erzurum İslami İlimler Fakültesinde doktora çalışmama başladım. 1983 yılında doktoramı burada, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladım. 1981den beri İstanbul’dayım. Marmara İlahiyat, Yüksek İslam Enstitüsü iken geldim sonra İlahiyat Fakültesi oldu. 28 senedir burada hizmet veriyorum.

M.T. : İmam Hatip Okulunu tercih etmenizin sebebi, bulunduğunuz ortam mıydı yoksa aileniz miydi?

R.K. : Benim İmam Hatip Okulu’na gitmemde şüphesiz babamın katkısı vardır. O günkü Antalya müftüsü Mustafa Necati Gökmen (Kandilli Rasathanesinin kurucusu Fatin Gökmen’in küçük kardeşidir), Allah rahmet eylesin, 80 yaşlarındaydı. Kendisi benim köyümdendir. Bana: “Seni İmam Hatip’e yazdırsak nasıl olur evladım?” dedi. Ben, Öğretmen Okulu imtihanlarına girmiştim. Sonucu benim girebileceğim şekilde geldi. Başka imtihanlara da girmiştim ama İmam Hatip Okulu deyince cazip geldi ve oraya gittim. Mustafa Necati Gökmen’e İmam Hatip Okulu’na gitmeme vesile olduğu için hep dua ediyorum.

M.T. : İmam Hatip Okullarının o zamanki durumu nasıldı? Değişik fakültelerde eğitim alma imkânı var mıydı?

R.K. : İmam Hatip Okuluna gittiğim yıl İmam Hatip Okulları ilk mezunlarını verecekti. Daha hiç mezun vermemişti ve İmam Hatip Okullarının önünde hiçbir açık kapı yani üniversiteye gitme imkânı yoktu. Zaten İstanbul’da ilk Yüksek İslam Enstitüsü 1959’da benim İmam Hatip Okuluna girdiğim yıl açılmıştı. İmam Hatip Okulu öğrencileri fark dersleri vererek lise mezunu oluyorlardı, hepimiz ona meraklıydık. Sonra 1970’li yıllarda Adı İmam Hatip Lisesi oldu. İmam Hatip Lisesi diplomasıyla çeşitli fakültelere gitme imkânı ortaya çıktı. Daha sonraki yıllarda bu imkân daha da genişledi fakat son yıllarda ilk şekline döndü. Maalesef bu üzüntü verici bir durum ve geri adım ama Türkiye çok kez bu safhalardan geçti. Ben yine durumun normale döneceğine inanıyorum.

M.T. : Hocam toplumun ilahiyata bakış açısını yansıtan ve bize sıkça sorulan “Neden İlahiyat? İlahiyattan mezun olunca ne olacaksınız? Bunun sonunda bir şey yok!” sorusunu sizinle paylaşmak istiyoruz. Bu konudaki görüşünüzü alabilir miyiz?

R.K. : İlahiyatın sonunda bir şey yok iddiası hem asılsız hem yanlış bir söz. Çünkü ilahiyatın sonunda, Diyanet Teşkilatı’nın bütün alanları ilahiyat mezunlarına açılmaktadır. İkincisi Milli Eğitimde öğretmenlik imkânı var; bütün alanlarda ortaöğretimde öğretmen olacaklara uygulanan tezsiz yüksek lisans bizde de uygulanıyor. Bunun dışında başarılı olan ilahiyat mezunları bürokrasinin her kademesinde görev alabiliyor. Bunları bir tarafa bırakalım görev olarak Türkiye’de teknik alanlar dâhil hangi fakültenin mezunu doğrudan istediği anda iş bulabiliyor. Yani böyle bir şey söz konusu değil. Özellikle Sosyal Bilimler alanındaki fakültelerin mezunlarının birçoğu kendi alanında iş bulamıyor. İlahiyat Fakültesi mezunları benim bildiğim kadarıyla bunlar arasında en rahat iş bulanlardan. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hala kadroya ihtiyacı var. Bütün buları bir kenara bıraksanız bile İlahiyat Fakültesi olarak hem Müslüman Türk toplumu hem de İslam âlemi ve insanlık açısından önemli bir hizmet insanı yetiştiriyoruz. İlahiyat tahsili, geçmişimizde zeki ve kabiliyetli insanların yaptığı tahsildir ve tarihimizde var olan bütün büyük kişiler aynı zamanda ilahiyat tahsili görmüşlerdir. İster İbn-i Sina gibi bir tabibi alın isterseniz de hadis, tefsir, fıkıh ilimlerini düşünün; zaten onlar bu işin içinde. Çünkü bizim mesleğimiz biraz da ilahi nitelikli yani peygamber varisliği mesleğidir. İnsanlara Allah’ın dinini duyurma, yayma, onlara tebliğ etme gibi bir görevi yapmamız gerekiyor. Bu son derece şerefli bir görevdir. Bu bakımdan ilahiyat her zaman caziptir. Buralara sadece dünyalık kazanma arzusuyla gelmeyen pek çok arkadaş olduğu kanaatini taşımak isterim. Muhakkak onları böyle bir ideal buraya sevk ediyor. Çok çeşitli yerlerde görev yapan ilahiyat mezunu arkadaşlarımız var ve oldukları yerlerde gayet başarılılar. Üniversite tahsiline ille de memuriyet gibi bakmamak lazım. Burada bizim hedefimiz iyi yetişmiş bir ilahiyatçı, kaliteli bir din bilgini olabilecek insan yetiştirmek. Bu gaye ve hedef, arkadaşlarımızın da hedefleri arasında olmalı diye düşünüyorum.

M.T. : Kaliteli bir ilahiyatçı nasıl olur? Tanımlayabilir misiniz?

R.K. : Öncelikle şunu ifade edeyim ki, her mesleğin insanının, yetişeninin kaliteli olması esastır. Yani kaliteli ilahiyatçı derken mesela kaliteli bir inşaat mühendisi, kaliteli bir iktisatçı, kaliteli bir doktor, bunların hepsinin kalitelisine ihtiyaç var. İlahiyat tahsili neyi ihtiva ediyorsa, onları en iyi şekilde öğrenmek ve kendini geleceğe hazırlamak gerek; özellikle Arapçayı bir de Batı dilini öğrenmek ki bu da genelde İngilizcedir. Burada İngilizceden başka dil neredeyse yok. Fransızca, Almanca okuyan arkadaşlar pek nadir, onlar da Uluslararası İlahiyat programına gelenler. Mesela bu iki dili çok iyi öğrenmiş, mesleğinin kitaplarını okuyacak kadar bunları bilen ve bilgisini hayata uygulayan yani sadece bilmek değil aynı zamanda İslam’ı şahsında temsil eden bir ilahiyatçı. Benim her zaman arkadaşlarımıza söylediğim budur; sınıflarda da bunu ifade etmeye çalışırım ve ilmin ameli iktiza ettirdiğine yani amel etmeyi de gerektirdiğine işaret etmek isterim. Bizim en önemli vasıflarımızdan biri budur. Sözümüzle özümüzün, sözümüzle davranışımızın, anlattıklarımızla ahlakımızın birbirine uygun olması son derece önemlidir. Bu bana göre ideal bir ilahiyatçı profilidir.

M.T. : Geçmişten günümüze Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

R.K. : Marmara İlahiyat Fakültesi İstanbul’da, Türkiye’de aynı zamanda İslam dünyası ve Avrupa’da da önemli bir kurum olarak kabul edilir. Bu hem hoca kadrosu hem de Türkiye’de Cumhuriyet döneminin ikinci sırada açılmış bir Yüksek Din Öğretimi Kurumu olmasından kaynaklanmaktadır. Kurumumuz bugüne kadar gelişme seyrini çok iyi götürmüş ve tamamlamıştır. Ama tabi ki her zaman gelişime açık olması gereken bir yanımız var. Bu bakımdan biz daha iyiyi daha güzeli arıyoruz. Her zaman aramak zorundayız. Fakültemizde herkesin gücü yettiği kadar görevini yaptığına inanıyorum. Çok kıymetli hocalarımız var, çok başarılı ve iyi talebeler geliyor. Çünkü İmam Hatip Lisesi mezunları çok fazla yere girme imkânı olmayınca burayı tercih ediyorlar ve Marmara ilk tercihleri oluyor. Onun için buraya zeki öğrenciler geliyor bu da bizim için büyük bir şans. Bunları değerlendirmeye çalışıyoruz. Fakültemizin önemli bir yanı vakfının oluşu ve vakfın güzel bir yayın faaliyetinin bulunması, hocalarımızın eserlerini değerlendirmesidir. Fakülte dergimiz artık aksamadan çıkıyor. Fakültemizin bir bülteni var. Talebelerimizin kulüpleri var, onlar faaliyetlerine devam ediyor. Yani biz burada bir fakülteden beklenen ne ise onu yerine getirmeye çalışıyoruz.

M.T: İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin hangi alanlarda eksiklikleri var? Daha geniş kesime hitap etmek için neler yapmalıyız?

R.K: Burası sadece tefsir, fıkıh, hadis dersleri veya Kur’an, Arapça dersleri veren bir fakülte değil. Tam aksine sosyoloji, din sosyolojisi, din psikolojisi, temel İslam bilimlerinin dışındaki bütün sosyal alanlar özellikle eğitim-öğretim bilimleri, sanat ağırlıklı dersler hatta onların seçmeli olan kısımları dahi fakültemizde mevcuttur. Yani biz sağlam bir üçayak üzerine oturuyoruz. Bunlar; Temel İslam Bilimleri, Felsefe ve Din Bilimleri, Tarih ve Sanat’la ilgili bilimlerdir. Dini de dünyayı da tanıyoruz. Böylece bunların uyumunu sağlayıcı program uyguluyoruz. Fakat talebelerimizin sadece fakültedeki derslerle yetinmesi doğru değil. Onu özellikle hatırlatmak isterim. Yani derslerle yetinmek hiçbir zaman insanı yetişmiş bir insan olma seviyesine çıkarmaz. Dersi elbet önemsiyorum ama bunun yanında mutlaka her arkadaşımız kendine göre bir okuma yöntemi de seçmelidir. Herkesin arzusu farklıdır. Kimi felsefe, kimi psikoloji kimi ise sosyoloji okur ama muhakkak her alanda disiplinli bir okumaya ihtiyaç vardır. Bir de sosyal hayatın içinde olmaya ihtiyaç var. Yani sadece fakültenin kampüsü içerisinde kalmak, sadece Bağlarbaşı’nda kalmak, problemlere bakışımızı yozlaştırır. Türkiye’yi, dünyayı, İslam dünyasını tanımak, çevremizde neler olup bitiyor bunları öğrenmek gibi bir de sorumluluğumuz var. Ancak bunlardan haberdar olursak insanları tatmin edici bir tebliğ yapabiliriz. Aksi takdirde ne öğretmenliğimiz, ne vaizliğimiz, ne imamlığımız, ne de müftülüğümüz tam anlamıyla yerine getirilmiş olmaz.

M.T. : Bu anlamda ‘’okumak’’ diyoruz. Yani okumaya mı yatırım yapacağız?

R.K. : Tabi okumak lazım. Ayrıca İstanbul imkânların çok olduğu bir şehir. Her alanda yetkin insan bulunur. Yetişkin olan insanlarla ilişkiler kurmak, onları dinlemek, konferanslara, seminerlere, sempozyumlara katılmak, bunları asla ihmal etmemek çok önemli. Çünkü başka şehirlerde bu imkânları bulmak hakikaten zor. Ama İstanbul’da her gün bir faaliyet var. Bunları takip etmek, bize uygun olanlarını seçip onları muhakkak Imagetakiple bilgimizi, görgümüzü artırmak çok önemli. Fakültemizin içinde olan programlar da var. Arkadaşlarımızın bunlara özellikle ilgi göstermesi gerekir. Arkadaşlarımızın burada hakikaten iyi programlar yapıldığından haberdar olmaları gerekir. Dersler dışında fakültemizde tertiplenen konferans, seminer, sempozyum gibi faaliyetleri de keza öğrencilerimiz muhakkak değerlendirmelidirler.

M.T: Fakültedeki öğrencilik yıllarınızda unutamadığınız bir hatırayı bizimle paylaşır mısınız?

R.K: Hatıralarım çok tabi. Benim öğrenciliğim zamanında talebe cemiyeti, talebe derneği gibi kuruluşlar vardı. Öğrenciliğim çoğunlukla bunlarda görev alarak geçti. Yani ben daima sosyal hayatın içinde oldum. Talebe derneği başkanlığı, talebe cemiyeti başkan yardımcılığı yaptım. Pek çok hocalarımız oldu. Birçoğunu rahmetle anarım. Şimdi özellikle sizler için önemli, benim için de önemli bir hatıramı anlatmak isterim. Rahmetli Muhammed Tayyip Okiç benim hadis hocam. Türkiye tarihinde ilk defa Isparta’da bir Kız İmam Hatip Okulu açılacaktı. Okulun temel atma merasimi icra edilecek; hocam, talebe derneği başkanı olarak benim orda bir konuşma yapmamı istedi ve nasıl bir konuşma yapmam gerektiği ile ilgili bazı tarifler yaptı. Yani şunlardan bahseden bir konuşma hazırla diye. O konuşmayı hazırladım. Kendisine gidip şöyle bir konuşma yapacağım diye okudum. Bazı yerlerini düzeltti, ilaveler yaptı. Sonra Isparta’da Kız İmam Hatip Okulu’nun temel atma törenine katıldık ve o konuşmayı okudum. Güzel bir konuşma olduğunu hatırlıyorum. Ne yazık ki elimde bir nüshası mevcut değildir. Zaten bir nüsha yazmıştım. Yine rahmetli olan o zaman Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür Hoca bu konuşmayı benden aldı. “Sen bunu bize ver, biz bunları yayınlayacağız.” dedi. Fakat bir yerde yayınlandığını görmedim. Bu hatıramı şunun için anlattım. Bu okullara kimlerin emeği var ve kimler teşvik etti, bu bizim için çok önemli. Çünkü Kız İmam Hatip Okulu ilk defa orada temeli atılan bir okuldu. Rahmetli Tayyip Okiç hocamız bunu çok önemsiyordu. Çünkü bu okuldan aile kuracak İslam’ı bilen ve öğreten hanımefendiler yetişecekti. Tayyip Okiç hiç evlenmemiş bir insandı ama bunu çok önemsiyordu. Çünkü ümmetin, İslam toplumunun kadınları ihmal ettiğini nüfusun neredeyse yarısının bu bakımdan atıl durumda olduğunu düşünüyordu. Yani mutlaka bir iş yapması anlamında değil ama bilgili olmak anlamında hakikaten ümmetin kızlarını okutmasını çok arzu ediyordu. Bugün bunun büyük çapta gerçekleştiğini görüyorum. Hatta fakültemizin kız talebe mevcudu erkeklerden çok fazla. Belki bu biraz tercihlerden kaynaklanıyor. Ne olursa olsun bu dönem için önemli bir kazanım olduğuna inanıyorum. Kız öğrencilerimizin bu imkânı bütün ülke kadınları adına en iyi şekilde değerlendirmeleri temennimdir.

M.T. : Bizim aracılığımızla öğrencilere iletmek istediğiniz her hangi bir mesaj var mı?

R.K. : Arkadaşlarımızın bir defa sorumluluk duyguları içerisinde hareket etmelerini yani bilinçli insanlar olmalarını, hakikaten bulundukları yerde İslam’ı temsil etmelerini, “Bu Müslüman bir insan, şahsında da İslam’ı temsil ediyor” dedirtecek kaliteye sahip olmalarını arzu ederim. Hem bilgi, görgü, ahlak ve davranış yönünden de bunun olması bizim için çok büyük bir şanstır. Yani sadece bizim için değil kendileri, ülkemiz ve insanlık için de bir şanstır. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilme gayreti içinde olmalarını temenni ederim. Talebelerimizden memnunum. Ben burada bu kadar zamandır öğretim üyesiyim. Öğretim üyesi olduğum zamanda da idareci olduğum zamanlarda da öğrencilerimiz açısından çok büyük bir problem görmüş değilim. Yani öğrenci problemlidir gibi bir anlayış sahibi olmadım. Böyle bir şey söz konusu değil. Birey olarak insanların problemi olabilir. Onları zamanla hallederiz.

M.T. : Çok teşekkür ederiz hocam, Allah razı olsun…

Röportaj: Meryem Tekin

E-ilahiyat Marmara İlahiyat Röportaj Ekibi

Tags: marmara

Yorumlar  

 
0 #2 Ziyaretçi 11-03-2009 23:13
Sevgili hocam,
Sizi çok özledim. Üğrenciniz olmakla müftehirim. Hoca oldum. Emekliliğim geldi ge çiyor.
Ama sizi hi ç unutmadım. Sizin gibi hoca olamadım ama hi çolmazsa sizi sevdim. Bir yıllıkta oku
muştum, sizi şöyle tarif etmişlerdi: " İnsan sûretindeki melek". Bu ifâdeye hayran olmuştum.
Benim nazarımda da öylesiniz. Allah size hayırlı uzun ömürler versin.
(N.Ü-)ül - Erzurum İHL 1975 Mezunu-R.Ü. İ.Fak. /Üğr.Gör)
Alıntı
 
 
0 #1 Ziyaretçi 06-02-2009 10:23
ben de sakarya ilahiyat öğrencisiyim ilerde öğretmen olmak istiyorum.hocamıza bu konu hakkında a çıklık getirdiği i çin çok teşekkür ederim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile